Bu Blogda Ara

27 Ekim 2026 Salı

SAĞLIK-DER’in Kuruluş Yıllarından Kıymetli Arkadaşım Diş Hekimi Mehmet İrfan YARGICI’yı Rahmet ve Minnetle Anıyorum

Başkanlığını yürüttüğüm SAĞLIK-DER (Sağlık Mensupları Dayanışma, Toplum Sağlığını ve Çevreyi Koruma Derneği) İstanbul Şubesi’nin 1990’lı yıllardaki kuruluş döneminde, yönetim kurulu üyesi olarak birlikte görev yaptığımız kıymetli dostum ve değerli meslektaşım Diş Hekimi Mehmet İrfan YARGICI’nın vefatını derin bir teessürle öğrendim.

SAĞLIK-DER’in kuruluş yıllarında aynı ideal ve heyecanı paylaştığımız kıymetli arkadaşımı; dostluğu, güzel hatıraları, emekleri ve sağlık camiasının dayanışmasına sunduğu katkılarla daima hayırla yâd edeceğim.

Merhum Mehmet İrfan YARGICI’ya Cenab-ı Hak’tan rahmet; kederli ailesine, yakınlarına, dostlarına ve bütün sağlık camiasına başsağlığı ve sabırlar diliyorum.

Rabbim mekânını cennet, makamını âli eylesin. Rûhu şâd, kabri nur olsun.

Ruhuna el-Fâtiha.


24 Ekim 2026 Cumartesi

ELEKTRONİK SİGARA MASUM DEĞİLDİR!

Gençlerimize ve ailelerimize önemli bir sağlık uyarısı

Elektronik sigara kullanımının özellikle gençler arasında yaygınlaşması, bu ürünlerin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine karşı toplumsal farkındalığın artırılmasını zorunlu kılmaktadır.

Elektronik sigara, diğer adıyla vape veya likit sigara, sanıldığı gibi yalnızca su buharı üretmez. Kullanım sırasında solunan aerosol; nikotin, ağır metaller, çok küçük parçacıklar ve sağlığa zararlı olabilecek çeşitli kimyasal maddeler içerebilir.

 

Bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu önemli gerçekler şunlardır:

•  Nikotin güçlü bağımlılık yapar. Özellikle gençlerde gelişimi devam eden beynin dikkat, öğrenme ve dürtü kontrolüyle ilgili işlevlerini olumsuz etkileyebilir.

•  Kalp ve damar sağlığını etkileyebilir. Kalp hızını ve kan basıncını artırabilir, damar fonksiyonlarını bozabilir.

•  Akciğer sağlığını tehdit edebilir. Solunum yollarında tahrişe ve iltihabi değişikliklere yol açabilir. Bazı elektronik sigara ürünleriyle ilişkili ciddi akut akciğer hasarı vakaları da bildirilmiştir.

•  Aromalı olması güvenli olduğu anlamına gelmez. Meyve, şekerleme ve benzeri aromalar, zararlı maddelerin solunmasını güvenli hâle getirmez.

Elektronik sigaranın uzun vadeli etkilerinin tamamı henüz bilinmemektedir. Ancak mevcut bilimsel veriler, özellikle çocukların ve gençlerin bu ürünlerden uzak tutulmasının önemini açıkça ortaya koymaktadır.

 

Sevgili gençler;

Sağlığınız, merak uğruna riske atılamayacak kadar değerlidir. Arkadaş çevresinin etkisiyle veya zararsız olduğu düşüncesiyle elektronik sigaraya başlamayın. Kullanıyorsanız bırakmak için sağlık profesyonellerinden destek almaktan çekinmeyin.

 

Değerli anne ve babalar;

Çocuklarımızın elektronik sigara kullanımını geçici bir alışkanlık veya önemsiz bir merak olarak görmeyelim. Onlarla korkutmadan, suçlamadan ve yargılamadan konuşalım. Doğru bilgilerle bilinçlendirelim, gerektiğinde profesyonel destek almalarını sağlayalım.

Unutmayalım ki bağımlılıkla mücadelenin en etkili yollarından biri, bağımlılık başlamadan önce koruyucu önlemleri almaktır.

 

Bir gencin sağlığını korumak, geleceğini korumaktır.

Elektronik sigaraya karşı farkındalığı artıralım, gençlerimizi nikotin bağımlılığından uzak tutalım.

Sağlıklı nesiller, bilinçli aileler ve güçlü bir toplumla mümkündür.


22 Ekim 2026 Perşembe

Nazilli Devlet Hastanesi’ne 4 Yeni Uzman Hekim Kadrosu!

Nazilli Devlet Hastanemize, 131. Dönem Devlet Hizmeti Yükümlülüğü (DHY) Genel Kura Münhal Kadro kapsamında;

* Beyin ve Sinir Cerrahisi

* Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

* Kalp ve Damar Cerrahisi

* Kardiyoloji

branşlarında 1’er olmak üzere toplam 4 uzman hekim kadrosu tahsis edildi.

Aydın’a ayrılan 8 kadronun 4’ünün hastanemize kazandırılmasında emeği bulunan Sağlık Bakanımız Sayın Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’na, TÜSEB Başkanımız Sayın Prof. Dr. Ümit Kervan’a, Aydın İl Sağlık Müdürümüz Sayın Dr. Eser Şenkul’a ve Başhekimimiz Op. Dr. Reha Sermed Aygören’e teşekkür ederiz.

Yeni kadrolar Nazilli’mize ve sağlık camiamıza hayırlı olsun.

https://www.instagram.com/p/DezsBlIxrq4/?psln=NXZvdnZuMTIzZDV0

 

17 Ekim 2026 Cumartesi

BİR ÖMRE SIĞAN KÜTÜPHANE, BİR NESLE IŞIK TUTAN FİKİR ADAMI: CEVAT ÖZKAYA’NIN ARDINDAN…

İlme, fikre, hakikate ve insanlığa adanmış bir ömür: Cevat ÖZKAYA

Rahmet, minnet ve dualarla…

1954 – 16 Ekim 2026

“İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.”

“Şüphesiz biz Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz.” (Bakara Suresi, 2/156)

Bazı insanlar vardır ki hayatları yalnızca doğumlarıyla ölümleri arasındaki yıllardan ibaret değildir. Onlar yaşadıkları döneme fikirleriyle, eserleriyle, mücadeleleriyle ve yetişmesine vesile oldukları insanlarla iz bırakırlar. Kendileri bu fâni dünyadan ayrıldıklarında geride yalnızca hatıralar değil; kitaplar, düşünceler, kurumlar, dostluklar ve nesiller boyunca yaşayacak bir manevi miras bırakırlar.

16 Ekim 2026 tarihinde Hakk’ın rahmetine kavuşan, Türkiye’nin fikir, kültür ve yayıncılık hayatının kıymetli isimlerinden Cevat ÖZKAYA, işte böylesine anlamlı bir ömrün sahibiydi.

Pınar Yayınlarının kurucularından, uzun yıllar genel yayın yönetmenliğini üstlenen; Pınar ve Umran dergileri başta olmak üzere pek çok düşünce ve kültür faaliyetinde emeği bulunan Cevat ÖZKAYA’nın vefatı, yalnızca ailesini ve yakın dostlarını değil, onun yayımladığı kitaplarla yetişen, düşünce dünyasından istifade eden ve hizmetlerine şahitlik eden geniş bir çevreyi derinden üzmüştür.

Bir insanın ardından söylenen sözler, kimi zaman geride bıraktığı eserler kadar anlamlıdır. Merhum Cevat ÖZKAYA için farklı çevrelerden yükselen rahmet, minnet ve vefa ifadeleri de onun yalnızca bir yayıncı değil; insan ilişkileriyle, ahlaki hassasiyetleriyle ve mütevazı şahsiyetiyle hatırlanan bir gönül insanı olduğunu göstermektedir.

SAMSUN’UN ÇARŞAMBA’SINDAN İSTANBUL’UN FİKİR VE KÜLTÜR DÜNYASINA…

1954 yılında Samsun’un Çarşamba ilçesinde, yedi çocuklu bir ailenin ikinci evladı olarak dünyaya gelen Cevat ÖZKAYA, ilk ve orta öğreniminin ardından Perşembe Öğretmen Lisesinde eğitim gördü. İstanbul Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü tamamladı.

Kısa bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra hayatının yönünü belirleyecek olan yayıncılık çalışmalarına başladı.

Henüz gençlik yıllarında okumaya, araştırmaya, fikir üretmeye ve toplumun meseleleri üzerinde düşünmeye duyduğu ilgi, onu İstanbul Cağaloğlu’nun köklü yayıncılık dünyasına taşıdı.

1976 yılından itibaren Pınar dergisi ve yayın faaliyetlerinde sorumluluk üstlendi. Böylece yaklaşık yarım asır sürecek bir ilim, fikir ve kültür hizmetinin temelleri atılmış oldu.

Onun hayat hikâyesi, aynı zamanda Türkiye’de 1970’li yıllardan itibaren gelişen İslami düşünce, dergicilik ve kültür yayıncılığının da önemli bir kesitini yansıtmaktadır.

PINAR DERGİSİNDEN PINAR YAYINLARINA: BİR FİKİR VE MEDENİYET YOLCULUĞU…

Cevat ÖZKAYA’nın yayıncılık hayatını değerlendirirken Pınar dergisinin ve Pınar Yayınlarının Türkiye’nin yakın dönem fikir tarihinde üstlendiği rolü göz ardı etmek mümkün değildir.

Gençlik yıllarında Yeniden Millî Mücadele çevresinin fikrî ve kültürel faaliyetlerinde bulunan ÖZKAYA, Pınar dergisinin yayın kadrosunda yer aldı. 1970’li yılların sonunda yaşanan fikrî tartışmalar ve farklılaşmalar sonrasında da yayıncılık hizmetlerini sürdürdü.

1980 yılında kurulan Pınar Yayınları, onun hayatında yeni ve uzun soluklu bir dönemin başlangıcı oldu.

Bu yayınevinin kuruluş anlayışını anlatan “Geleneğin ihyası, geleceğin inşası” düşüncesi, aslında ÖZKAYA’nın yayıncılık anlayışının da özünü ortaya koymaktadır.

Çünkü onun için yayıncılık, yalnızca kitap basmak ve dağıtmak değildi.

Yayıncılık; insanın düşünce dünyasını zenginleştirmek, geçmişten gelen ilim ve irfan birikimini yeni nesillere ulaştırmak, dünyadaki fikrî gelişmeleri takip etmek ve hakikati arama gayretine katkıda bulunmaktı.

Bir kitabın kapağının ardında yalnızca kâğıt ve mürekkep bulunmadığını; aynı zamanda bir medeniyetin hafızasının, bir düşünürün emeğinin ve bir neslin geleceğinin saklı olduğunu bilen bir anlayışın temsilcisiydi.

Pınar Yayınları bünyesinde Roger Garaudy, Mevdudi, Seyyid Kutub, Malcolm X, Noam Chomsky ve Alev Alatlı gibi farklı düşünce geleneklerinden isimlerin eserlerinin okuyucularla buluşması, bu yayıncılık yaklaşımının genişliğini göstermektedir.

Burada dikkat çekici olan, yalnızca belirli bir düşünce geleneğini tanıtmak değil; İslam düşüncesinin temel meseleleriyle birlikte modern dünyanın fikrî, siyasi, toplumsal ve ahlaki sorunlarını da tartışmaya açma gayretidir.

Farklı coğrafyalardan yükselen fikirlerin Türkçe okuyucuyla buluşturulması, özellikle genç kuşakların düşünce ufkunun genişlemesine katkıda bulunmuştur.

Bu yönüyle ÖZKAYA’nın emeği, yalnızca yayımlanan kitapların sayısıyla değil, o kitapların okuyucular üzerinde bıraktığı etkilerle de değerlendirilmelidir.

UMRAN DERGİSİ: DÜŞÜNCENİN, MUHASEBENİN VE HAKİKAT ARAYIŞININ MECRASI…

Cevat ÖZKAYA’nın fikir ve kültür hayatındaki hizmetlerinin bir diğer önemli yönünü Umran dergisi oluşturmaktadır.

1993 yılından itibaren yayımlanan Umran, Türkiye’nin ve İslam dünyasının meselelerini değerlendiren, fikrî tartışmalara yer veren, kültür ve medeniyet perspektifini canlı tutmaya çalışan yayın organlarından biri olmuştur.

Özkaya, bu derginin yayın yönetmenliğiyle de uzun yıllar düşünce hayatına katkı sundu.

Onun yayıncılık anlayışında geçmişi bilmek kadar bugünü anlamak, bugünü anlamak kadar da geleceğe karşı sorumluluk taşımak önemliydi.

Zira köklerinden habersiz bir gelecek tasavvurunun eksik kalacağı gibi, çağının sorunlarından uzak bir düşünce dünyasının da insanlığa yeterince fayda sağlayamayacağı açıktır.

İşte Pınar Yayınları ve Umran dergisi etrafında şekillenen çalışmalar, bu iki sorumluluğu bir arada taşıma gayretinin izlerini barındırmaktadır.

Bir derginin sayfaları arasında başlayan fikir yolculuğunun, yıllar sonra başka bir neslin zihninde yeni sorulara, yeni arayışlara ve yeni eserlere dönüşmesi, ilim ve kültür hizmetlerinin en kıymetli neticelerindendir.

YALNIZCA YAYINCI DEĞİL, HAK VE ADALET MÜCADELESİNİN DE BİR EMEKÇİSİ…

Merhum Cevat Özkaya’nın hayatı, masa başında yürütülen yayıncılık çalışmalarından ibaret değildi.

1988 yılında kurulan Araştırma ve Kültür Vakfının kurucuları arasında bulunması, sivil toplum faaliyetlerine verdiği önemin somut göstergelerinden biridir.

Bunun yanı sıra İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) bünyesinde görevler üstlenmiş, bir dönem genel başkanlık yapmıştır.

İnsan hakları, adalet, inanç özgürlüğü ve mazlumların haklarının savunulması gibi meseleler, onun düşünce ve faaliyet dünyasında önemli bir yer tutmuştur.

İlmi ve fikri yalnızca teorik bir uğraş olarak görmeyip toplumsal sorumlulukla ilişkilendiren bu yaklaşım, Cevat Özkaya’nın hayatının dikkate değer yönlerinden biridir.

Çünkü gerçek anlamda bir fikir insanının sorumluluğu, yalnızca doğruyu araştırmak değil; insan onurunu, hakkı, hukuku ve adaleti gözeten bir vicdani duruş geliştirmektir.

İnsanların inançları, düşünceleri ve farklılıkları nedeniyle haksızlığa uğramadığı; hakkın, hukukun ve adaletin herkes için geçerli olduğu bir toplum arayışı, üzerinde daima hassasiyetle durulması gereken evrensel bir sorumluluktur.

Cevat Özkaya’nın yayıncılık ve sivil toplum hayatında verdiği emek de bu çerçevede ayrıca hatırlanmayı hak etmektedir.

ASIL MİRAS: KİTAPLARIN ÖTESİNDE İNSAN YETİŞTİREBİLMEK…

Bir insanın geride bıraktığı en kıymetli miras yalnızca maddi eserleri değildir.

Bir öğretmenin yetiştirdiği talebeler, bir yazarın ufkunu açtığı okuyucular, bir yayıncının eserleriyle buluşturduğu gençler, bir gönül insanının hayatına dokunduğu dostlar da o mirasın ayrılmaz parçalarıdır.

ÖZKAYA’nın ardından yapılan paylaşımlarda özellikle onun nezaketi, mütevazılığı, titizliği, hakkaniyetli yaklaşımı ve insanlarla kurduğu samimi ilişkilerin vurgulanması son derece anlamlıdır.

Yazar Cihan Aktaş’ın kendisini tanıdığı Cağaloğlu yıllarını hatırlatarak yayıncılıktaki titizliğine, ölçülülüğüne ve nezaketine dikkat çekmesi; dostlarının onu bir ağabey, bir yol arkadaşı ve bir gönül insanı olarak yâd etmesi, bıraktığı insani mirasın önemli bir göstergesidir.

Bir insanın ardında bıraktığı boşluğu yalnızca yaptığı işle açıklamak mümkün değildir.

Bazen bir insanın asıl kıymeti, yokluğunda daha iyi anlaşılır.

Çünkü bazı insanlar bulundukları ortamda güven duygusu oluşturur; söylediklerinden önce samimiyetleriyle, yaptıklarından önce ahlaklarıyla, sahip oldukları imkânlardan önce insanlara gösterdikleri hürmetle hatırlanırlar.

Merhum Cevat Özkaya’nın ardından yükselen vefa ifadeleri, böylesi bir insani hatıranın varlığına işaret etmektedir.

BİR VEFATIN ARDINDAN ORTAKLAŞAN GÖNÜLLER…

Cevat Özkaya’nın vefatı üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, siyaset, akademi, yayıncılık ve sivil toplum dünyasından çok sayıda isim taziye mesajları yayımladı.

Farklı çevrelerden gelen bu mesajlarda ortaklaşan husus; onun ilme, fikre, yayıncılığa ve insana verdiği emek ile geride bıraktığı güzel hatıralardır.

Özellikle Prof. Dr. Mehmet Görmez’in mesajında merhumun hak ve adalet konusundaki hassasiyetine ve mazlumların yanında durma gayretine dikkat çekmesi, onun manevi şahsiyetine ilişkin önemli bir değerlendirmedir.

Aslında böylesi vefatların ardından yapılan değerlendirmeler, yaşayanlar için de bir muhasebe vesilesidir.

İnsanoğlu bu dünyada hangi makama gelirse gelsin, hangi imkânlara sahip olursa olsun, bir gün ebedî yolculuğa çıkacaktır.

Geride kalan ise makamların ihtişamı değil; yapılan hayırlı işler, yetiştirilen insanlar, gönüllerde bırakılan güzel hatıralar ve insanlığa sunulan hizmetler olacaktır.

İnsan, geride ne kadar mal bıraktığıyla değil; kaç insanın hayatına iyilikle dokunduğuyla, hangi hayırlı işlere vesile olduğuyla ve hangi gönüllerde güzel bir iz bırakabildiğiyle de hatırlanır.

BİR ÖMRÜN MUHASEBESİ, BİR NESLİN VEFA BORCU…

Merhum Cevat ÖZKAYA’nın yaklaşık yarım asırlık yayıncılık yolculuğu, günümüz nesilleri için üzerinde düşünülmesi gereken önemli dersler barındırmaktadır.

Bugün bilginin büyük bir hızla üretildiği, fakat aynı hızla tüketildiği; düşüncelerin çoğu zaman kısa mesajlara, yüzeysel tartışmalara ve geçici gündemlere sıkıştığı bir dönemde yaşıyoruz.

Böyle bir çağda bir kitabın hazırlanmasına, bir eserin tercüme edilmesine, bir düşüncenin anlaşılmasına ve bir derginin yıllarca yaşatılmasına verilen emek, çok daha derin bir anlam taşımaktadır.

Çünkü medeniyetler yalnızca büyük binalarla, güçlü kurumlarla veya ekonomik imkânlarla ayakta kalmaz.

Medeniyetleri yaşatan asıl unsurlardan biri; düşüncenin, ilmin, ahlakın ve kültürün nesilden nesle aktarılmasıdır.

Bu aktarımın sessiz kahramanları arasında öğretmenler, yazarlar, mütercimler, editörler ve yayıncılar müstesna bir yere sahiptir.

Cevat Özkaya, hayatını bu zahmetli fakat bereketli hizmet alanına adamış isimlerdendi.

Onu anmanın en anlamlı yollarından biri, ardında bıraktığı eserleri okumak, temsil ettiği ilim ve kültür hassasiyetini anlamak ve gelecek nesillere aktarmaktır.

Çünkü gerçek vefa yalnızca hatırlamak değil, hatırlatmak; yalnızca geçmişi anmak değil, geçmişten devralınan hayırlı mirası geleceğe taşımaktır.

RAHMET, MİNNET VE DUALARLA…

Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Her nefis ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmrân Suresi, 3/185)

Ölüm, dünya hayatının kaçınılmaz hakikati; geride bırakılan hayırlı eserler ise insanın ardından devam eden güzel bir hatıradır.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:

“İnsan öldüğü zaman ameli kesilir. Ancak üç şey müstesnadır: Sadaka-i câriye, kendisinden faydalanılan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat.” (Sahih Müslim, Vasiyyet, 14/1631)

Bir kitabın vesile olduğu hayırlı düşünceyi, bir ilmî eserin insanlara sağladığı faydayı, bir gencin kazanmasına katkıda bulunulan bilgi ve irfanı düşündüğümüzde, bu nebevî müjdenin taşıdığı manevi anlamı daha iyi kavrarız.

Temennimiz odur ki merhum Cevat ÖZKAYA’nın yayımlanmasına vesile olduğu faydalı eserler, ilim ve kültür hayatına sunduğu hizmetler ve insanlara bıraktığı güzel hatıralar kendisi için sadaka-i câriye hükmünde olsun.

Ömrünü ilme, fikre, yayıncılığa, kültüre ve hakikat arayışına adamış kıymetli düşünce ve gönül insanı Cevat ÖZKAYA’yı rahmet, minnet ve dualarla yâd ediyorum.

Yüce Rabbim merhumun bütün hayırlı hizmetlerini kabul buyursun. Hata ve kusurlarını affeylesin. Kabrini nur, makamını âli, mekânını cennet eylesin.

Başta kıymetli oğlu Taha ÖZKAYA olmak üzere muhterem ailesine, kardeşlerine, yakınlarına, dostlarına, dava ve yol arkadaşlarına; Pınar Yayınları, Umran dergisi, Araştırma ve Kültür Vakfı ile bütün ilim, fikir, kültür ve yayıncılık camiasına sabr-ı cemil ve başsağlığı diliyorum.

Geride bıraktığı hayırlı eserleri, yetişmesine vesile olduğu insanları ve güzel hatıralarıyla adının daima hayırla anılmasını nasip eylesin.

Ruhun şad, mekânın cennet, makamın âli olsun Cevat Özkaya…

İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.

Rahmet, minnet ve dualarla…


16 Ekim 2026 Cuma

BİR DOSTUN HATIRASI, BİR ŞEHRİN VEFASI: MEHMET EMİN ALPKAN KENT MEYDANI

 

TAŞKENT’TE ANLAMLI BİR HİZMET, KIYMETLİ BİR VEFA ÖRNEĞİ…

Bazı isimler vardır ki yalnızca yaşadıkları döneme değil, yetiştirdikleri insanlara, savundukları değerlere ve geride bıraktıkları hatıralara da iz bırakırlar. Onların isimlerini yaşatmak, sadece geçmişe duyulan bir saygı değil, aynı zamanda gelecek nesillere karşı taşıdığımız bir vefa borcudur.

Rahmetli babamın kadim dostlarından, çocukluk yıllarımdan itibaren sevgi, hürmet ve muhabbetle tanıdığım, çocukluğumun Mehmet Emin Bey Amcası; merhum Mehmet Emin ALPKAN, işte böyle müstesna şahsiyetlerden biriydi.

Ömrünü millî ve manevi değerlerimize, inandığı davasına, Türk basın, fikir ve kültür hayatına hizmet ederek geçirmiş; milliyetçi ve muhafazakâr camianın hafızasında derin izler bırakmış kıymetli bir dava ve gönül insanıydı.

Babamın ve onunla aynı idealleri paylaşan kıymetli büyüklerimizin dostlukları, fedakârlıkları, samimi sohbetleri ve milletimize hizmet etme gayretleri, çocukluk ve gençlik yıllarımdan hafızamda kalan en değerli hatıralar arasındadır.

Bugün o güzel insanların isimlerinin yaşatıldığını görmek, benim için yalnızca bir vefa örneği değil, aynı zamanda geçmişe uzanan son derece anlamlı ve duygulandırıcı bir gönül yolculuğudur.

Taşkent Belediye Başkanımız Sayın Mehmet ACAR’ın, Taşkent Kent Meydanı’na “Mehmet Emin ALPKAN Kent Meydanı” adını vermesi, bu bakımdan benim için ayrı bir anlam ve kıymet taşımaktadır.

Üstelik meydanın çocuk parkı, kamelyalar, oturma alanları ve çevre düzenlemeleriyle hemşehrilerimizin bir araya gelebileceği güzel bir sosyal yaşam alanına dönüştürülmesi, bu anlamlı vefayı toplum yararına sunulan somut bir belediyecilik hizmetiyle bütünleştirmiştir.

Bir şehre hizmet etmek kadar, o şehrin yetiştirdiği değerleri ve milletimizin ortak hafızasında yer edinmiş şahsiyetleri yaşatmak da son derece kıymetlidir.

Bu anlamlı hizmet ve vefa örneği dolayısıyla Taşkent Belediye Başkanımız Sayın Mehmet ACAR’a, belediye çalışanlarına ve emeği geçen herkese gönülden teşekkür ediyor, hizmetlerinin devamını diliyorum.

Bu vesileyle çocukluğumun Mehmet Emin Bey Amcası merhum Mehmet Emin ALPKAN’ı, rahmetli babamı, onların kadim dostlarını ve millî, manevi değerlerimizin yaşatılmasına ömürlerini adamış, bugün aramızda bulunmayan bütün kıymetli büyüklerimizi rahmet, minnet ve dualarla yâd ediyorum.

Yüce Rabbim, milletimize ve memleketimize samimiyetle hizmet etmiş bütün geçmişlerimizden razı olsun.

Ruhları şâd, kabirleri nur, mekânları cennet olsun.

Vefa gösteren gönüller var olsun.

https://youtube.com/shorts/zbjpdyaCc7A?feature=share

Kardeş Azerbaycan’dan Gazze’ye: Adalet, Vicdan ve İnsanlık

Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl Suresi, 16/90)

Yüce Rabbimizin bu ilahi buyruğu, adaletin yalnızca bir hukuk ilkesi değil, aynı zamanda vicdani ve ahlaki bir sorumluluk olduğunu bizlere hatırlatmaktadır. İnsan onurunu korumak, haksızlığa karşı durmak, mazlumun yanında olmak ve iyiliği çoğaltmak hepimizin ortak vazifesidir.

Türkiye olarak geçmişte başörtüsü yasaklarının açtığı derin yaraları yaşadık. İnançları sebebiyle okul kapılarından çevrilen, eğitim hakları engellenen, hayalleri yarım bırakılan genç kızlarımızın acılarını unutmadık.

Bugün kardeş Azerbaycan’da başörtülü kız öğrencilerin okullarına alınmadığına ilişkin haberleri derin bir üzüntüyle takip ediyoruz.

Bizler, ortak bir tarihin, kültürün ve manevi değerlerin mirasçılarıyız. “İki devlet, tek millet” anlayışımız, yalnızca sevinçlerimizi değil, birbirimizin acılarını ve kaygılarını da paylaşmayı gerektirir. Gerçek kardeşlik, gerektiğinde birbirimize hakkı, hukuku, adaleti ve merhameti hatırlatabilmektir.

Hiçbir kız çocuğu inancı ile eğitimi arasında tercih yapmaya zorlanmamalı, hiçbir evladımız başındaki örtü sebebiyle okul kapısından geri çevrilmemelidir.

Eğitim bir lütuf değil, temel bir insan hakkıdır. İnanç ve vicdan özgürlüğü ise insan onurunun ayrılmaz bir parçasıdır.

Laiklik, farklı inançların barış ve huzur içerisinde bir arada yaşamasına hizmet etmeli; hiçbir çocuğun eğitimden mahrum bırakılmasına gerekçe hâline getirilmemelidir.

Kardeş Azerbaycan’ın yetkililerinin, çocukların üstün yararını gözeterek yaşanan mağduriyetleri gidermelerini ve bütün öğrencilerin okullarına huzur içerisinde kavuşmalarını sağlamalarını gönülden temenni ediyoruz.

Nahl Suresi’nde bizlere emredilen adalet ve iyilik, yalnızca yakınlarımız için değil, dünyanın neresinde olursa olsun haksızlığa uğrayan bütün insanlar için gözetilmesi gereken evrensel bir sorumluluktur.

Bu anlayışla, mübarek cuma gününün; Mescid-i Aksâ’nın ve Kudüs’ün huzura, Gazze ve Filistin’in barışa kavuşmasına, akan kanın ve gözyaşının dinmesine; başta Gazze, Sudan, Doğu Türkistan ve Hindistan olmak üzere dünyanın dört bir yanında zulme uğrayan bütün mazlumların hak ve hürriyetlerine kavuşmasına vesile olmasını Yüce Rabbimizden niyaz ediyorum.

Rabbim, bizleri adaleti yalnızca sözde değil, hayatın her alanında yaşatan; kul hakkından sakınan, emanete sahip çıkan, mazlumun ahını unutmayan, merhameti ve iyiliği çoğaltan kullarından eylesin.

Yeryüzünde zulmün yerine adaleti, nefretin yerine muhabbeti, ayrılığın yerine kardeşliği, savaşın yerine barışı hâkim kılsın.

Hiçbir çocuğun eğitimden, hiçbir insanın inancından, hiçbir toplumun adaletten mahrum bırakılmadığı bir dünya duasıyla…

Cumamız mübarek, dualarımız kabul olsun.

Selam ve dua ile.


 

14 Ekim 2026 Çarşamba

BİR GÖNÜL VE DAVA ADAMI: LÜTFİ KİBİROĞLU


Eminönü eski Belediye Başkanı, kıymetli dava ve yol arkadaşımız, güzel insan Lütfi Kibiroğlu’nu, ebediyete irtihalinin 9. yıl dönümünde rahmet, minnet ve özlemle yâd ediyorum.

1999 yılında Eminönü Belediye Başkanlığına seçilen ve görev yaptığı yıllarda Eminönü’ne önemli hizmetler kazandıran Lütfi Başkan, yalnızca belediyecilik hizmetleriyle değil; mütevazı kişiliği, samimiyeti, merhameti ve insan sevgisiyle de gönüllerde müstesna bir yer edinmişti.

Milletvekili adayı olduğum dönemde birlikte yürüttüğümüz seçim çalışmalarında, onun insanlarla kurduğu gönül bağını, samimiyetini ve hizmet aşkını yakından görme fırsatı bulmuştum. O, makamın büyüklüğünü değil, insana hizmet etmenin değerini önemseyen bir gönül insanıydı.

Yıllar önce kaleme aldığım bir yazımda da paylaştığım, onun bu güzel hasletlerini anlatan bir hatırayı bugün yeniden hatırlatmak istiyorum.

Eminönü sokaklarında el arabasıyla geçimini sağlamaya çalışan bir seyyar satıcı, zabıtalardan kaçarken dik bir yokuşta zorlanır. Tam o sırada birisi el arabasına omuz vererek kendisine yardımcı olur. Yokuşu aştığında dönüp teşekkür etmek isteyen satıcı, karşısındaki kişinin Belediye Başkanı Lütfi Kibiroğlu olduğunu görünce şaşkınlığını gizleyemez.

Lütfi Başkan'ın kendisine söylediği rivayet edilen şu sözler, onun insanı merkeze alan anlayışını ne güzel özetler:

“Onlar işini yapıyor, sen de işini yapıyorsun. Haydi devam et yoluna, hayırlı işlerin olsun.”

İşte Lütfi Kibiroğlu böyle bir insandı.

Bir yanda kamu görevinin sorumluluğunu, diğer yanda ekmek mücadelesi veren insanın hâlini ve onurunu gözetebilen bir anlayışın temsilcisiydi.

Onun bıraktığı en kıymetli miraslardan biri de budur:

Makamlar gelip geçer; geriye insanların gönlünde bıraktığınız izler, hayırla anılan hizmetler ve güzel hatıralar kalır.

Aradan dokuz yıl geçti. Ancak Lütfi Başkan'ın samimiyeti, dava arkadaşlığı, mücadelesi ve güzel hatıraları gönüllerimizde yaşamaya devam ediyor.

Rabbim kendisine gani gani rahmet eylesin. Mekânı cennet, makamı âli olsun.

Kıymetli ailesine, sevenlerine, dava ve yol arkadaşlarına sabır ve başsağlığı diliyorum.

Ruhu şad olsun. Seni rahmetle ve hayırla hatırlıyoruz Lütfi Başkan…