Bu Blogda Ara

5 Temmuz 2026 Pazar

Ağır Hastalık Nedeniyle Aile Hekimliği Sözleşmesinin Feshi

 

Hukuk Devleti, Çalışma Hakkı ve Sosyal Devlet İlkesi Açısından Bir Değerlendirme

Dr. Akif AKÇA

Giriş

Bir kamu görevlisinin, özellikle de toplum sağlığını korumakla görevli bir hekimin ağır bir hastalık geçirmesi durumunda nasıl korunacağı, yalnızca personel yönetimine ilişkin teknik bir konu değildir. Aynı zamanda hukuk devleti, sosyal devlet, çalışma hakkı ve insan onurunun korunması bakımından değerlendirilmesi gereken önemli bir kamu politikası meselesidir.

Son günlerde kamuoyuna yansıyan bir olayda, beyin kanaması geçirerek yaklaşık altı ay sağlık kurulu raporu kullanan bir aile hekiminin aile hekimliği sözleşmesinin feshedilmesi, sağlık camiasında ve hukuk çevrelerinde geniş yankı uyandırmıştır.

Bu olay, kamu hizmetinin sürekliliği ile kamu görevlilerinin sağlık ve çalışma hakları arasında nasıl bir denge kurulması gerektiği sorusunu yeniden gündeme taşımaktadır.

Olayın Özeti

Basına yansıyan bilgilere göre:
• Bir aile hekimi, geçirdiği beyin kanaması nedeniyle uzun süre tedavi görmüş,
• Yaklaşık altı ay sağlık kurulu raporu kullanmış,
• İlgili mevzuatta öngörülen rapor süresinin aşılması gerekçesiyle aile hekimliği sözleşmesi feshedilmiştir.

Kamuoyunda en fazla tartışılan husus ise, ağır bir hastalık nedeniyle görev yapamayan bir hekimin sözleşmesinin sona erdirilmesinin hukuki ve vicdani yönüdür.

Aile Hekimliği Sözleşmesinin Feshi Memuriyetin Sona Ermesi Anlamına Gelmez

Kamuoyunda oluşan yanlış algılardan biri, sözleşmenin feshedilmesinin devlet memurluğundan çıkarılma anlamına geldiği yönündedir.

Oysa aile hekimliği, 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu kapsamında sözleşmeli olarak yürütülen özel bir görev modelidir.

Bu nedenle;
• sona eren husus aile hekimliği sözleşmesidir,
• hekimin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamındaki memuriyet statüsü ise devam etmektedir.

Dolayısıyla ilgili hekimin, Sağlık Bakanlığınca uygun görülen başka bir kamu görevinde değerlendirilmesi mümkündür.

Asıl Tartışılması Gereken Husus

Bu olayın merkezinde, sözleşmenin teknik olarak sona ermesi değil; ağır bir hastalık geçiren bir kamu görevlisinin tedavisini tamamladıktan sonra mesleki geleceğinin nasıl korunacağı sorusu bulunmaktadır.

Beyin kanaması, kanser veya benzeri ağır hastalıklar kişinin iradesi dışında gelişen sağlık sorunlarıdır. Böyle bir süreçte uzun süreli tedavi görmek zorunda kalan bir sağlık çalışanının, iyileştikten sonra görevine dönebilme imkânının bulunup bulunmaması sosyal devlet anlayışı bakımından önem taşımaktadır.

Bu noktada kamu hizmetinin sürekliliği ile çalışan haklarının dengeli biçimde korunması gerekmektedir.

Anayasal İlkeler Bakımından Değerlendirme

Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen sosyal devlet ilkesi, 49. maddesinde güvence altına alınan çalışma hakkı ve 56. maddesinde yer alan sağlık hakkı birlikte değerlendirildiğinde, kamu personelinin ağır hastalık dönemlerinde korunmasına ilişkin düzenlemelerin yalnızca hizmetin devamlılığı açısından değil, temel hak ve özgürlükler yönünden de ele alınması gerektiği görülmektedir.

Bu çerçevede, ağır hastalık nedeniyle uzun süre görev yapamayan personel hakkında uygulanan idari işlemlerin ölçülülük, hakkaniyet ve kamu yararı ilkeleri bakımından da değerlendirilmesi önem arz etmektedir.

Kamu Hizmetinin Sürekliliği ile Çalışan Hakları Arasındaki Denge

Şüphesiz devletin sağlık hizmetini kesintisiz sunma yükümlülüğü bulunmaktadır.

Ancak bu yükümlülüğün; ağır hastalık geçiren personelin kazanılmış haklarının korunması, tedavisini tamamladıktan sonra yeniden kamu hizmetine dönebilmesine imkân tanınması ve geçici sağlık sorunlarının kalıcı mesleki mağduriyetlere dönüşmemesi ilkeleriyle birlikte değerlendirilmesi, çağdaş kamu yönetimi anlayışının da bir gereğidir.

İyi işleyen bir kamu personel sistemi, yalnızca hizmetin devamını değil, hizmeti sunan insan kaynağının korunmasını da esas almalıdır.

Hukuki Süreç ve Olası Yargısal Değerlendirme

Konuya ilişkin olarak çeşitli meslek örgütleri ve hukukçular tarafından ilgili düzenlemenin iptali, Anayasa'ya aykırılık iddialarının ileri sürülmesi ve çalışma hakkı ile sosyal devlet ilkesi yönünden yargısal denetime tabi tutulması gibi hukuki girişimlerin gündeme gelebileceği ifade edilmektedir.

Bu nedenle, önümüzdeki dönemde idari yargının vereceği kararlar yalnızca bu somut olay açısından değil, aile hekimliği uygulamasının geleceği bakımından da emsal oluşturabilecek nitelikte olabilir.

Sonuç

Ağır hastalık, bireyin kendi iradesiyle seçtiği bir durum değildir.

Toplum sağlığı için fedakârca görev yapan sağlık çalışanlarının, yaşamı tehdit eden hastalıklar nedeniyle tedavi görmek zorunda kaldıkları dönemlerde, yalnızca sağlıklarını değil mesleki geleceklerini de kaybetme endişesi yaşamamaları gerekir.

Elbette kamu hizmetinin sürekliliği korunmalıdır. Ancak hukuk devleti, yalnızca hizmetin devamlılığını değil; o hizmeti sunan insanın emeğini, onurunu ve temel haklarını da güvence altına alabildiği ölçüde gerçek anlamına ulaşır.

Bu nedenle aile hekimliği sisteminde uzun süreli hastalık izinlerine ilişkin düzenlemelerin; sosyal devlet ilkesi, çalışma hakkı, ölçülülük, hakkaniyet ve insan onurunun korunması ekseninde yeniden değerlendirilmesi, hem sağlık çalışanlarının motivasyonu hem de kamu yönetimine duyulan güven açısından önem taşımaktadır.

Son Söz

“Bir hukuk devletinin gücü, yalnızca kamu hizmetini kesintisiz sürdürebilmesinde değil; o hizmeti sunan insanı en zor gününde de koruyabilmesinde ortaya çıkar.”

Anahtar Kelimeler

Aile Hekimliği, 5258 sayılı Kanun, Sağlık Hukuku, Kamu Personeli, Çalışma Hakkı, Sosyal Devlet, Hukuk Devleti, İdare Hukuku, Sağlık Politikaları, İnsan Hakları.

Not

Bu yazı, kamuoyuna yansıyan bilgiler ve yürürlükteki mevzuat esas alınarak hazırlanmış hukuki ve idari bir değerlendirme niteliğindedir. Somut olayın tüm hukuki ayrıntıları yargısal süreç sonunda netleşeceğinden, yazıda yer verilen değerlendirmeler genel hukuki ilkeler çerçevesinde ele alınmıştır.

 


3 Temmuz 2026 Cuma

“Erkek olsun kadın olsun, kim inanmış bir insan olarak dünya ve âhirete yararlı işler yaparsa kesinlikle ona güzel bir hayat yaşatacağız ve böylelerinin ecirlerini de muhakkak surette yapmış olduklarının daha güzeliyle vereceğiz.” (Nahl, 16/97)


Yüce Kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:

“Erkek olsun kadın olsun, kim inanmış bir insan olarak dünya ve âhirete yararlı işler yaparsa kesinlikle ona güzel bir hayat yaşatacağız ve böylelerinin ecirlerini de muhakkak surette yapmış olduklarının daha güzeliyle vereceğiz.” (Nahl, 16/97)

Bu ilâhî müjde, imanla yapılan her hayırlı amelin hem dünyada huzura hem de âhirette ebedî mükâfata vesile olacağını bizlere hatırlatmaktadır.

Bugün ise inananları acı ve gözyaşına mahkûm etmek, İslâm beldelerinin yer altı ve yer üstü zenginliklerini sömürmek isteyen zalimler; başta Gazze ve Filistin olmak üzere birçok farklı coğrafyada yeni acılar ve insani trajediler yaşatmak için her yolu denemektedir.

Myanmar’ın Arakan Eyaleti’nde Rohingya Müslümanlarına karşı gerçekleştirilen şiddet, zulüm ve vahşet sebebiyle nice aileler yurtlarını terk etmekte; güvenlik ve sığınma arayışıyla Bangladeş’e sığınmak zorunda kalmaktadır.

Bu mübarek Cuma’nın hürmetine; başta Gazze, Sudan, Doğu Türkistan ve Arakan olmak üzere dünyanın neresinde olursa olsun zulme uğrayan tüm mazlumların ferahlığa kavuşmasını, haksızlıkların sona ermesini; yeryüzünde adaletin, merhametin ve huzurun hâkim olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Cumanız mübarek olsun. Selam ve dua ile…

2 Temmuz 2026 Perşembe

Nevzat Erten’in Yengesi Ayşe Eftelioğlu Erten'e Allah’tan Rahmet Diliyorum.

Aydın Şehir Hastanesi’nde birlikte görev yaptığımız değerli çalışma arkadaşımız, Kalite ve Destek Müdürü Nevzat Erten’in muhterem yengesi Ayşe Eftelioğlu Erten Hanımefendi’nin vefatını derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyorum.  

Merhumeye Allah’tan rahmet; başta ailesi olmak üzere tüm yakınlarına ve sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyorum.  Rabbim mekânını cennet, ruhunu şâd eylesin.

30 Haziran 2026 Salı

Egemenlik, Turizm ve Kamu Düzeni: Devletin İnce Dengesi


 

“Devlet olmak; yalnızca sınırları korumak değil, özgürlük ile kamu düzeni, misafirperverlik ile egemenlik arasında adil ve sürdürülebilir bir denge kurabilmektir.”

Son günlerde uluslararası bir kruvaziyer organizasyonunun Türkiye limanlarını ziyaret edeceğine ilişkin haberler kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Organizasyon etrafında oluşan tartışmalar; turizm politikalarının ötesinde, kamu düzeni, devletin egemenlik yetkisi ve hukuk devleti ilkeleri bakımından önemli soruları yeniden gündeme taşıdı.

İlgili kamu makamlarının yaptığı değerlendirmeler sonucunda organizasyonun rotası değiştirilmiş ve Türkiye limanları programdan çıkarılmıştır. Somut olay bakımından tartışma sona ermiş görünse de geride kamu yönetimini ilgilendiren daha temel bir soru kalmıştır:

Benzer durumlarla gelecekte yeniden karşılaşıldığında devlet nasıl hareket etmelidir?

Bu sorunun cevabı, günübirlik tartışmalarda değil; anayasal ilkelerde, hukuk devletinin gereklerinde ve kamu yönetiminin temel sorumluluklarında aranmalıdır.

Devletin Egemenlik Yetkisi

Devlet olmanın en temel unsurlarından biri, ülke sınırları üzerinde egemenlik yetkisinin kullanılmasıdır. Kara sınırları, hava sahası, limanlar ve gümrük kapıları; devlet egemenliğinin fiilen uygulandığı alanlardır.

Türkiye Cumhuriyeti de diğer bütün egemen devletler gibi ülkesine giriş yapacak kişi, gemi ve uluslararası organizasyonları kendi hukuk düzeni içerisinde değerlendirme yetkisine sahiptir. Pasaport işlemleri, sınır güvenliği, gümrük denetimleri, liman mevzuatı ve halk sağlığı uygulamaları bu egemenlik yetkisinin doğal sonuçlarıdır.

Ancak hukuk devletinde egemenlik yetkisi sınırsız değildir. İdarenin bütün işlemleri hukuka dayanmalı; ölçülülük, eşitlik, nesnellik ve gerekçelilik ilkeleri gözetilmelidir. Güçlü devlet ile hukuk devleti birbirine alternatif değil, birbirini tamamlayan iki temel değerdir.

Kamu Düzeni: Güvenlikten Daha Fazlası

Kamu düzeni çoğu zaman yalnızca güvenlik kavramıyla özdeşleştirilir. Oysa kamu düzeni; toplum huzuru, kamu güvenliği, kamu sağlığı, kamu hizmetlerinin sürekliliği ve sosyal barışı kapsayan çok boyutlu bir kavramdır.

Bu nedenle kamu makamlarının görevi yalnızca suç işlendikten sonra müdahale etmek değildir. Olası riskleri önceden değerlendirmek, toplumsal huzuru koruyacak tedbirleri hukuk çerçevesinde planlamak da kamu yönetiminin asli görevleri arasındadır.

Ancak hukuk devletinde hiçbir idari işlem varsayımlara veya soyut kanaatlere dayanamaz. Her karar somut olgularla desteklenmeli; alınan tedbir ile ulaşılmak istenen kamu yararı arasında makul ve ölçülü bir denge kurulmalıdır.

Turizm Politikaları ve Toplumsal Hassasiyetler

Türkiye, dünyanın önde gelen turizm ülkelerinden biridir. Her yıl milyonlarca ziyaretçiyi ağırlayan ülkemiz için kruvaziyer turizmi ekonomik ve kültürel açıdan önemli bir potansiyel taşımaktadır.

Ancak turizm yalnızca ekonomik bir faaliyet değildir. Aynı zamanda ülkelerin kültürel kimliğini, toplumsal yapısını ve uluslararası itibarını etkileyen stratejik bir alandır.

Her toplumun tarihî birikimi, kültürel değerleri ve sosyal hassasiyetleri vardır. Kamu yönetiminin görevi, bu değerleri hukukun çizdiği sınırlar içerisinde gözetirken, temel hak ve özgürlükleri de güvence altına almaktır.

Çağdaş devlet yönetiminin başarısı, farklı değerler arasında adil ve hukuka uygun bir denge kurabilmesinde yatar.

Önleyici ve Öngörülebilir Bir İdari Politika

Benzer tartışmaların her olayda yeniden yaşanmaması için kurumsallaşmış, şeffaf ve öngörülebilir bir idari politika geliştirilmesi önem taşımaktadır.

Bu kapsamda;

  • Uluslararası organizasyonlar ilgili kamu kurumlarınca önceden değerlendirilmelidir.

  • Kamu düzeni, sınır güvenliği, liman güvenliği ve halk sağlığı açısından kapsamlı risk analizleri yapılmalıdır.

  • Gerektiğinde ilgili kamu kurumları arasında etkin koordinasyon sağlanmalıdır.

  • Alınacak kararlar açık hukuki gerekçelere dayanmalı ve kamuoyu zamanında bilgilendirilmelidir.

Şeffaflık yalnızca vatandaşın bilgi edinme hakkını güçlendirmez; aynı zamanda kamu kurumlarına duyulan güveni ve alınan kararların meşruiyetini de artırır.

Sonuç

Küreselleşmenin hız kazandığı günümüzde devletler; turizm, ekonomi, güvenlik, kültürel değerler ve temel haklar arasında her geçen gün daha karmaşık denge sorunlarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Bu nedenle kamu yönetiminin başarısı, her yeni olaya aynı refleksle tepki vermesinde değil; önceden belirlenmiş hukuk kuralları ve kurumsal ilkeler doğrultusunda hareket edebilmesinde yatar.

Demokratik hukuk devletlerinde kamu düzeninin korunması ile temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması birbirine rakip hedefler değildir. Aksine, biri diğerinin meşruiyetini güçlendiren iki temel anayasal değerdir. Kamu otoritesinin görevi de bu iki değeri karşı karşıya getirmek değil; adalet, ölçülülük ve hukukun üstünlüğü ilkeleri çerçevesinde uyum içinde yaşatmaktır.

Türkiye, tarih boyunca farklı medeniyetlerin buluştuğu; misafirperverliğiyle tanınan, aynı zamanda güçlü devlet geleneğine sahip bir ülkedir. Bu tarihî miras, hem dünyaya açık olmayı hem de kamu düzenini korumayı birlikte mümkün kılan bir yönetim anlayışını gerekli kılmaktadır.

Sonuç olarak devletin gerçek gücü; yalnızca egemenlik yetkisine sahip olmasında değil, bu yetkiyi hukuka bağlılık, şeffaflık, öngörülebilirlik, ölçülülük ve kamu yararı ilkeleri doğrultusunda kullanabilmesinde ortaya çıkar.

Çünkü güçlü devlet, sınırlarını koruyan devletten önce; hukukunu koruyan devlettir.

24 Haziran 2026 Çarşamba

Bir Veda, Bir Teşekkür ve Güzel Hatıralar...


Değerli Mesai Arkadaşlarım,

Sağlık Bakanlığımızın 24.06.2026 tarihli Oluru ile Nazilli Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcılığı görevine atanmış bulunmam nedeniyle bugün itibarıyla Aydın Şehir Hastanesi Başhekim Yardımcılığı görevimden ayrılıyorum.

Aydın Şehir Hastanesi’nde görev yaptığım süre boyunca; başta Sayın Başhekimimiz olmak üzere, birlikte çalışma fırsatı bulduğum tüm hekim arkadaşlarıma, idareci meslektaşlarıma, hemşirelerimize, sağlık çalışanlarımıza ve idari personelimize teşekkür ediyorum.

Yeni kurulan ve her geçen gün büyüyen bu büyük sağlık ailesinin bir parçası olmak benim için önemli bir tecrübe ve kıymetli bir hatıra olmuştur. Birlikte yürüttüğümüz çalışmalarda gösterdiğiniz samimiyet, fedakârlık ve iş birliği sayesinde birçok zorluğun üstesinden gelerek hastalarımıza en iyi hizmeti sunmaya gayret ettik.

Görevler, makamlar ve çalışma yerleri zamanla değişebilir; ancak kurulan dostluklar, paylaşılan emekler ve bırakılan güzel izler daima baki kalır. Bu süreçte bilmeden kırdığım, üzdüğüm veya hakkına girdiğim bir arkadaşım olduysa affını ve helalliğini rica ediyorum. Benim de herkese hakkım helaldir.

Nazilli Devlet Hastanesi’nde sürdüreceğim görevim boyunca da Aydın ilimizin sağlık hizmetlerine katkı sunmaya devam edeceğim. Yollarımızın ve gönüllerimizin daima bir olması temennisiyle hepinize sağlık, huzur ve başarı dolu günler diliyorum.

Emekleriniz, dostluğunuz ve güzel hatıralarınız için gönülden teşekkür ederim.

Allah’a emanet olun.

Saygı ve muhabbetlerimle,


21 Haziran 2026 Pazar

Dr. Ayşe Gizem Maral’ın kıymetli babası, emekli Aydın Hâkimi Ali Çağan’a Rahmet Diliyorum

Aydın Şehir Hastanesi Evde Sağlık Hizmetleri Biriminde görev yapan Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Ayşe Gizem Maral’ın kıymetli babası, emekli Aydın Hâkimi Ali Çağan’ın vefat ettiğini derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyorum.

Merhuma Allah’tan rahmet; başta değerli meslektaşımız Dr. Ayşe Gizem Maral olmak üzere ailesine, yakınlarına ve sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyorum.

Ruhu şâd, mekânı cennet olsun.


19 Haziran 2026 Cuma

“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın.” (Âl-i İmrân, 3/105)


Cenâb-ı Hakk’ın, “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın.” (Âl-i İmrân, 3/105) emri gereğince; birbirimize kenetlenmeli, İslâm kardeşliğine zarar verecek her türlü söz, tutum ve davranıştan sakınmalıyız.

Bugün, inananları acı ve gözyaşına mahkûm etmek, İslâm beldelerinin yer altı ve yer üstü zenginliklerini sömürmek isteyen zalimler; başta Gazze ve Filistin olmak üzere birçok farklı coğrafyada yeni Kerbelâlar yaşatmak için her yolu denemektedir.

Myanmar’ın Arakan Eyaleti’nde Rohingya Müslümanlarına karşı gerçekleştirilen şiddet, zulüm ve vahşet sebebiyle nice aileler yurtlarını terk etmek, güvenlik ve sığınma arayışıyla Bangladeş’e sığınmak zorunda kalmıştır. Bu acılar, ümmetin ve insanlığın ortak vicdanında derin yaralar açmaktadır.

Bu mübarek Cuma’nın hürmetine; başta Gazze, Sudan, Doğu Türkistan ve Arakan olmak üzere dünyanın neresinde olursa olsun zulme uğrayan tüm mazlumların ferahlığa kavuşmasını, haksızlıkların sona ermesini, yeryüzünde adaletin, merhametin ve huzurun hâkim olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Cumanız mübarek olsun. Selam ve dua ile…