Celal Kara’ya Verilen Sağlık Raporları Sürecinden İfade Özgürlüğü Kararına
Bazı dosyalar yalnızca bir dava dosyası değildir.
Bir dönemin tartışmalarını, kamu görevlilerinin sorumluluğunu, yapılan itirazları ve yıllar sonra verilen yargı kararlarını aynı çizgide buluşturur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 09.09.2026 tarihli kararı da benim açımdan böyle bir sürecin önemli halkalarından biri oldu.
Olayın arka planı 2014 yılına uzanıyor.
Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde, FETÖ/PDY kapsamında meslekten ihraç edilen ve halen firari olarak aranan özel yetkili savcı Celal Kara’ya düzenlenen ameliyat ve istirahat raporları, daha sonra idari incelemelere konu edildi.
Dava kapsamında sunduğum savunmada; raporların düzenlenme biçimi, ameliyat ve patoloji kayıtları arasındaki uyumsuzluklar ile devam raporunun farklı bir hekim tarafından verilmesi gibi hususların incelemeye alındığını belirttim.
İstanbul Valiliğinin 13.04.2017 tarihli inceleme oluru kapsamında görevlendirilen ön incelemeci de süreçte bazı uyumsuzluklar tespit etmiş ve konunun daha ileri incelemeye tabi tutulması yönünde tevdi raporu hazırlamıştı.
Bu süreçle ilgili yaptığım sosyal medya paylaşımları nedeniyle Dr. Necati Taşkın tarafından hakkımda 50.000 TL manevi tazminat davası açıldı.
Aynı paylaşımlar nedeniyle yürütülen ceza davasında ise Bakırköy 13. Asliye Ceza Mahkemesi hakkımda beraat kararı verdi.
Karar, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Ceza Dairesinin istinaf ve Yargıtay 4. Ceza Dairesinin temyiz incelemelerinden geçerek 24 Haziran 2025’te kesinleşti.
Ardından Bakırköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesi de 02.12.2025 tarihinde manevi tazminat davasını reddetti.
Davacı taraf kararı istinafa taşıdı.
Dosya, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin önüne geldi.
Daire, dava konusu ifadeleri bir bütün olarak değerlendirdi.
Ve kararın gerekçesinde:
söz konusu ifadelerin eleştirel mahiyette olduğu, hakaret niteliği taşımadığı, kişisel değer yargısı kapsamında bulunduğu ve ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığı kabul edildi.
Bu gerekçeyle davacının istinaf başvurusu, HMK 353/1-b/1 maddesi uyarınca esastan reddedildi.
Böylece Bakırköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin davanın reddine ilişkin kararı korunmuş oldu.
İstanbul BAM 4. Hukuk Dairesinin 09.09.2026 tarihli kararıyla hakkımda açılan manevi tazminat davası lehime sonuçlandı.
Karar, HMK 362/1-a maddesi gereğince miktar itibarıyla kesin olarak verildi.
Bu dosyanın benim açımdan anlamı yalnızca bir davanın lehime sonuçlanmış olması değildir.
Asıl önemli olan, kamuoyunu ilgilendiren bir konuda yapılan eleştirinin hukuki sınırlar içinde değerlendirilmiş olmasıdır.
Mahkeme, eleştiriyi hakaretle eşitlemedi.
Kişisel değer yargısı ile kişilik hakkına saldırı arasındaki çizgiyi ayırdı.
İfade özgürlüğünün yalnızca hoşa giden sözleri değil; rahatsız eden, sorgulayan ve tartışma yaratan düşünceleri de kapsayabileceğini ortaya koydu.
Hukuk devleti tam da burada anlam kazanır.
Eleştiri susturulacak bir tehdit değil; demokratik toplumda hukuk sınırları içinde korunması gereken bir haktır.