Bu Blogda Ara

23 Mart 2026 Pazartesi

Hukuk mu, Güç mü? Küresel Sistem Bir Yargıcı Nasıl Yalnız Bıraktı!

Uluslararası Ceza Mahkemesi yargıçlarına yönelik yaptırımlar, yalnızca bir kişiyi değil; küresel hukuk düzeninin sınırlarını da tartışmaya açıyor.


Uluslararası sistemin en temel iddiası şudur: Hukuk, gücün üzerinde olmalıdır. Ancak son dönemde Uluslararası Ceza Mahkemesi yargıçlarına yönelik uygulanan yaptırımlar, bu iddianın ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.


Benjamin Netanyahu ve Yoav Gallant hakkında yürütülen süreçler sonrasında, bazı ICC yargıçlarının ABD tarafından yaptırım listesine alınması; klasik diplomatik gerilimlerin ötesinde, doğrudan bireyleri hedef alan yeni bir güç kullanım biçimine işaret ediyor. Bu durum, yalnızca bir hukuk tartışması değil; aynı zamanda küresel finans sisteminin siyasi bir araç olarak nasıl kullanılabildiğinin de açık bir göstergesi.


Bugün gelinen noktada, bir yargıcın uluslararası bir karar sürecine katılması nedeniyle bankacılık sistemine erişiminin kısıtlanması, alışveriş yapamaz hâle gelmesi veya dijital platformlardan dışlanması gibi sonuçlarla karşılaşması, modern dünyada “yaptırım” kavramının ne denli genişlediğini ortaya koymaktadır. Üstelik bu yaptırımların etkisi, yalnızca devletler arası düzeyde kalmamakta; bireysel yaşamın en temel alanlarına kadar sirayet etmektedir.


Bu sürecin arkasında ise açık bir siyasi tercih bulunmaktadır. Donald Trump yönetiminin ICC’ye yönelik sert tutumu, mahkemenin meşruiyetini tartışmaya açarken; aynı zamanda uluslararası hukukun sınırlarını da fiilen yeniden tanımlamaktadır. Zira bir mahkemenin kararlarının, küresel finans sistemine erişim üzerinden dolaylı biçimde cezalandırılması, hukuk ile güç arasındaki dengeyi açıkça güç lehine bozmak anlamına gelmektedir.


Burada asıl sorulması gereken soru şudur: Bir yargıç, verdiği ya da içinde yer aldığı bir karar nedeniyle ekonomik olarak cezalandırılıyorsa, o sistemde yargı bağımsızlığından ne ölçüde söz edilebilir? Daha da önemlisi, bu durum yalnızca belirli bir ülkeyi veya dosyayı mı ilgilendirmektedir, yoksa gelecekte tüm uluslararası yargı mekanizmaları için caydırıcı bir örnek mi oluşturmaktadır?


Avrupa’nın bu süreçteki tutumu da ayrı bir tartışma başlığıdır. Zira kendi yargıçlarının küresel finans sistemi içinde karşılaştığı bu tür kısıtlamalara karşı ne ölçüde koruyucu mekanizmalar geliştirebildiği, Avrupa Birliği’nin stratejik özerklik iddiasının da bir testi niteliğindedir. Dijital euro gibi alternatif finansal altyapı arayışlarının bu bağlamda yeniden gündeme gelmesi tesadüf değildir.


Sonuç olarak mesele, yalnızca bir yargıcın yaşadığı bireysel mağduriyet değildir. Asıl mesele; uluslararası hukukun, küresel güç dengeleri karşısında ne kadar bağımsız kalabildiğidir. Eğer hukuk, güçlü olanın çizdiği sınırlar içinde hareket etmek zorunda kalıyorsa; o zaman ortada evrensel bir adalet düzeninden değil, yalnızca güçle şekillenen bir sistemden söz etmek gerekir.


Ve belki de bugün yaşananlar, geleceğe dair en net soruyu sormamıza neden olmaktadır:Küresel düzende gerçekten hukuk mu üstün, yoksa sadece gücün izin verdiği kadar mı hukuk var?


https://youtu.be/P-CqAp2I0ko

22 Mart 2026 Pazar

MESCİD-İ AKSA, 1967’den bu yana ilk kez Ramazan Bayramı’nda ibadete kapalı!


Ramazan Bayramı’nın bu yıl Mescid-i Aksa ve İslam dünyası açısından derin bir hüzün atmosferi içinde idrak edilmiş olması, yalnızca güncel bir güvenlik uygulaması bağlamında değil; ibadet özgürlüğü, kutsal mekânların korunması ve uluslararası hukuk ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmesi gereken çok boyutlu bir gelişmeye işaret etmektedir.

Mescid-i Aksa’nın uzun süreli biçimde ibadete kapalı tutulması, meselenin yalnızca fiziksel erişimle sınırlı olmadığını; aynı zamanda kolektif hafıza, dinî aidiyet ve İslam dünyasının ortak aidiyet şuuru bakımından da ciddi bir kırılmayı yansıttığını ortaya koymaktadır. Bayram namazının mabedin asli avlusu yerine çevre alanlarda ve kısıtlamalar altında eda edilmesi ise, Kudüs’ün taşıdığı sembolik ve manevî anlamı daha da görünür hâle getirmiştir.

Bu tablo, bir ibadet mekânına erişimin engellenmesinin ötesinde; kutsal değerlere ilişkin hassasiyetlerin ve ortak vicdanın ne ölçüde sınandığını gösteren önemli bir göstergedir. Buna rağmen, Mescid-i Aksa’ya yönelik aidiyetin, duanın ve hafızanın canlılığını koruduğu açıktır.

Temennimiz; Kudüs’ün, Mescid-i Aksa’nın ve Filistin’in barış, adalet ve hürriyet içinde olduğu; bayramların yeniden asli anlamına kavuştuğu günlere en kısa zamanda ulaşılmasıdır.


19 Mart 2026 Perşembe

Ramazan Bayramınız Mübarek Olsun


Bizleri bir Ramazan Bayramı’na daha ulaştıran Rabbimize sonsuz hamd olsun.

Bayramlar; sevincin, muhabbetin, paylaşmanın ve kardeşliğin en güzel şekilde hissedildiği özel günlerdir. Aile büyüklerimizin ellerini öptüğümüz, çocukların neşesiyle gönüllerimizin ısındığı, sevdiklerimizle aynı duyguda buluştuğumuz kıymetli zamanlardır.

Ancak bu bayramı karşılarken, yeryüzünün birçok yerinde yaşanan acılar sebebiyle içimiz bir yanıyla buruktur. Başta Mescid-i Aksâ, Gazze, Filistin, Doğu Türkistan ve Sudan olmak üzere zulüm altında yaşayan mazlumların hüznü, bayram sevincimize gölge düşürmektedir. Temennimiz; akan kanın durduğu, gözyaşlarının dindiği, adaletin, merhametin ve huzurun hâkim olduğu bir dünyanın mümkün olmasıdır.

Rabbimizin, her zorluğun ardından bir kolaylık geleceğine dair müjdesine gönülden inanıyor; bugün yaşanan sıkıntıların inşallah daha güzel yarınlara vesile olmasını diliyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle, Ramazan Bayramı’nın size, ailenize ve tüm sevdiklerinize sağlık, huzur, bereket ve esenlik getirmesini temenni ediyorum.

Ramazan Bayramınız mübarek olsun.

https://youtu.be/wzJaz9hIXfc?si=H0w_NJ_J0ajJooC3

Mesele İmkân Değil, Mesele Öncelik!

Katar’daki 147 yarış atının, bölgesel güvenlik riski nedeniyle çok kısa sürede kara ve hava lojistiğiyle Avrupa’ya tahliye edilmesi; küresel ölçekte koordinasyon kapasitesinin ne kadar yüksek olduğunu bir kez daha gösterdi.

Ancak aynı dönemde Gazze’de 18.500’den fazla hasta ve yaralının, aralarında yaklaşık 4.000 çocuğun da bulunduğu kritik bir grubun, benzer bir tahliye mekanizmasına erişememesi ciddi bir etik ve insani sorgulamayı beraberinde getiriyor.

Burada tartışılması gereken konu kapasite değil; önceliklendirme, siyasi irade ve insani refleksin sınırlarıdır.


16 Mart 2026 Pazartesi

Kadir Geceniz Mübarek Olsun

Ramazan-ı Şerif’in rahmet ve mağfiret ikliminde, Kur’an-ı Kerim’de “bin aydan daha hayırlı”olduğu bildirilen mübarek Kadir Gecesi’ne erişmenin huzur ve sevinci yaşanmaktadır.


Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır “Şüphesiz biz Kur’an’ı Kadir Gecesi’nde indirdik. Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.” (Kadir, 97/1-3)


Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) de bu mübarek gece hakkında şöyle müjde vermiştir: “Kim inanarak ve sevabını yalnızca Allah’tan umarak Kadir Gecesi’ni ihya ederse geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, Îmân, 35; Tirmizî, Savm, 1)


Kadir Gecesi; Kur’an’ın nuruyla gönüllerin aydınlandığı, dua ve tövbelerin rahmetle kuşatıldığı, ilâhî mağfiretin tecelli ettiği müstesna bir zaman dilimidir. Bu kutlu gecenin gönüllere huzur, kalplere inşirah ve hayatlara bereket vesilesi olması temenni edilmektedir.


Bugün yeryüzünün birçok yerinde mazlumların feryadı yükselmektedir. Miraç mekânı Mescid-i Aksâ başta olmak üzere Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Sudan’da ve dünyanın farklı coğrafyalarında akan kan ve gözyaşının dindiği; temel insan haklarının adaletle korunduğu, insanların huzur ve güven içinde yaşayabildiği bir geleceğin hâkim olması duasıyla Kadir Gecenizi tebrik ediyor, bu mübarek gecenin size, ailenize ve sevdiklerinize huzur, bereket ve mağfiret getirmesini diliyorum.


Kadir Geceniz mübarek olsun.

15 Mart 2026 Pazar

MESCİD-İ AKSA KAPALI

Kapalı Bir Mabedin Anlattıkları

Ramazan’ın en kutsal günlerinde Al-Aqsa Mosque’nin günlerce kapalı kalması, yalnızca bir güvenlik tedbiri tartışması değildir. Bu gelişme; ibadet özgürlüğü, tarihî statü ve bölgesel dengeler açısından dikkatle okunması gereken bir işarettir.

Bir Mabedin Kapısından Daha Fazlası

Son günlerde İslam dünyasında en çok konuşulan gelişmelerden biri, Kudüs’te bulunan Al-Aqsa Mosque’nin Ramazan ayının son günlerinde uzun süre kapalı tutulması oldu. Ramazan, Müslümanlar için yalnızca bir ibadet ayı değil; aynı zamanda manevî yoğunluğun ve toplu ibadetlerin zirveye ulaştığı bir zaman dilimidir. Özellikle son on gün, teravih namazları, gece ibadetleri ve itikâf gibi ritüellerle ayrı bir anlam taşır.

Bu nedenle böylesi bir dönemde kutsal mekânın kapalı olması, sadece günlük ibadet düzeninin aksaması olarak görülemez. Çünkü Mescid-i Aksa, Müslümanlar için sıradan bir ibadet alanı değil; tarih, inanç ve kimlik duygusunun birleştiği sembolik bir merkezdir.

Statüko Tartışmasının Gölgesinde

1967’den sonra şekillenen düzen, Kudüs’teki kutsal mekânların kullanımına ilişkin hassas bir dengeye dayanıyordu. Bu denge, çoğu zaman “statüko” olarak adlandırılan fiilî bir uzlaşıya işaret eder. Bu düzenin temelinde ise ibadet özgürlüğünün korunması ve kutsal mekânların farklı inanç grupları arasında çatışma alanına dönüşmemesi fikri yer alır.

Son yıllarda ise bu statükonun giderek daha fazla tartışıldığı görülüyor. Erişim kısıtlamaları, güvenlik gerekçeleriyle alınan kararlar ve sahadaki gerilimler, Kudüs’teki hassas dengeyi daha kırılgan hâle getiriyor.

Mescid-i Aksa’nın günlerce kapalı tutulması da bu bağlamda değerlendirildiğinde, tek başına bir güvenlik uygulaması olmaktan çok daha geniş bir tartışmanın parçası olarak görülüyor.

Sembolün Gücü

Kutsal mekânlar yalnızca taş duvarlardan ibaret değildir. Onlar, toplumların tarihî hafızasını ve kolektif duygularını temsil eden sembollerdir. Bu nedenle bu tür yerlerde yaşanan gelişmeler, fiziksel sonuçlarından çok daha büyük psikolojik ve siyasal etkiler üretir.

Kudüs, bu sembolik anlamın en yoğun hissedildiği şehirlerden biridir. Çünkü burada atılan her adım, sadece yerel bir düzenlemeyi değil; aynı zamanda uluslararası kamuoyunda yankı bulan bir mesajı da beraberinde getirir.

Geçici Kararlar, Kalıcı Sonuçlar

Bugün yaşanan gelişme belki “geçici bir kapanma” olarak tanımlanabilir. Ancak tarih bize, kutsal mekânlarda atılan küçük adımların zaman içinde daha büyük dönüşümlere yol açabileceğini gösteriyor.

Bu nedenle meseleye sadece güvenlik başlığı altında bakmak eksik kalır. Aynı zamanda hukuk, ibadet özgürlüğü, uluslararası hassasiyetler ve tarihsel sorumluluk açısından da değerlendirilmesi gerekir.

Çünkü bazı mekânlar vardır ki, onların kapısı kapandığında tartışılan şey yalnızca bir mabedin kapısı değildir.

Aslında tartışılan, insanlığın ortak vicdanıdır.


14 Mart 2026 Cumartesi

14 Mart Tıp Bayramımız Kutlu Olsun

14 Mart; yalnızca bir meslek bayramı değil, hekimliğin bilgi, vicdan, sorumluluk ve adanmışlık üzerine kurulu köklü geleneğini hatırlatan anlamlı bir gündür.

İnsan hayatının kutsallığını merkeze alarak her şart altında özveriyle görev yapan hekimlerimiz; bilimsel yaklaşımı, mesleki birikimi ve güçlü sorumluluk bilinciyle sağlık sistemimizin en temel güvencelerinden biri olmaya devam etmektedir.

Bu vesileyle, mesleğini büyük bir onur ve sorumluluk duygusuyla icra eden tüm hekimlerimizin 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutluyor; iyi hekimlik değerlerinin güçlendiği, emeğin karşılık bulduğu, şiddetten uzak ve saygın bir çalışma ortamının hâkim olduğu bir sağlık iklimini hep birlikte daha ileri taşıyacağımıza inanıyorum.

Bu anlamlı gün vesilesiyle, mesleğimize emek vermiş tüm büyüklerimizi ve görevleri sırasında hayatını kaybeden meslektaşlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.

14 Mart Tıp Bayramımız kutlu olsun.