Son
günlerde, Reşat Bahat’ın kamuoyuna yansıyan açıklamaları sağlık sistemine
ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi. “İşlemlerin büyük kısmında suç
işliyoruz” şeklinde özetlenen bu ifade, ilk bakışta sert ve sarsıcı bir itiraf
gibi algılandı. Oysa bu söz, tek başına değerlendirildiğinde eksik; bağlamı
içinde okunduğunda ise çok daha derin bir gerçeğin işareti.
Bugün
Türkiye’de sağlık hizmet sunumu, kamu finansmanı ile özel sektörün hizmet
üretiminin birlikte yürütüldüğü karma bir model üzerine kuruludur. Bu model,
teoride erişimi genişletirken kaliteyi artırmayı hedefler. Ancak uygulamada,
finansman ile maliyet arasındaki dengenin bozulması sistemin en zayıf halkasını
oluşturmaktadır.
Sağlık
Uygulama Tebliği (SUT) kapsamında belirlenen fiyatlar, uzun süredir artan
enflasyon, dövize bağlı tıbbi giderler ve personel maliyetleri karşısında
yetersiz kalmaktadır. Bu durum, özel sağlık kuruluşlarını sürdürülebilirlik
açısından zorlamakta ve onları zor bir tercihle baş başa bırakmaktadır: Ya
zararına hizmet sunmak ya da ilave ücretleri artırarak mali dengeyi sağlamaya
çalışmak.
Tam
da bu noktada ortaya çıkan tablo, mevzuat ile saha gerçekliği arasındaki
mesafenin açıldığını göstermektedir. Bu mesafe, zamanla sistem içinde gri
alanların oluşmasına neden olmakta ve tartışmaların merkezine yerleşmektedir.
Vatandaş
açısından bakıldığında ise mesele daha nettir. Aynı sağlık hizmeti için farklı
kurumlarda ciddi ücret farklılıkları oluşabilmekte, hizmet öncesi yeterli mali
bilgilendirme yapılmamakta ve hak arama süreçleri çoğu zaman pratikte
işletilememektedir. Bu durum, sağlık sistemine duyulan güveni doğrudan
etkilemektedir.
Bu
tartışmayı yalnızca “suç” kavramı üzerinden yürütmek, meseleyi daraltmak olur.
Asıl problem, sistemin tasarımında ve işleyişinde ortaya çıkan yapısal
uyumsuzluktur. Bugün karşı karşıya olduğumuz durum, bireysel ihlallerin
ötesinde, sürdürülebilirlik krizinin habercisidir.
Eğer
mevcut yapı bu şekilde devam ederse, sağlık hizmetlerinde fiilen iki katmanlı
bir sistemin oluşması kaçınılmaz hale gelebilir: Kağıt üzerinde herkese eşit
erişim sunan, ancak uygulamada cepten ödemelerin giderek arttığı bir yapı. Bu
da hem eşitsizlikleri artırır hem de kamuya olan güveni zedeler.
Bu
noktada yapılması gereken, meseleyi suç–ceza eksenine indirgemek değil; sistemi
bütüncül bir bakış açısıyla yeniden ele almaktır. SUT fiyatlarının gerçek
maliyetleri yansıtacak şekilde güncellenmesi, fiyatlandırmada şeffaflığın
sağlanması ve denetim mekanizmalarının sahada etkin hale getirilmesi, atılması
gereken temel adımlar arasında yer almaktadır.
Sonuç
olarak, Reşat Bahat’ın sözleri bir itiraf olarak değil, bir uyarı olarak
okunmalıdır. Bu uyarı, sağlık sisteminin mevcut haliyle sürdürülebilirliğinin
sorgulanması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Sağlık
hizmetlerinde kalite, erişilebilirlik ve finansal dengeyi aynı anda
koruyabilmek, ancak gerçekçi ve cesur reformlarla mümkündür. Aksi halde
tartışmalar devam edecek, ancak sorunlar derinleşecektir.




