Bu Blogda Ara

7 Ağustos 2026 Cuma

Kanuni Sultan Süleyman EAH Çocuk Gebeliği Davasında Beraat Kararı Kesinleşti

 

Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 2017 yılı çocuk gebeliği vakalarının bildirimine ilişkin davada, dönemin Başhekim Yardımcısı Dr. Akif Akça ile Sosyal Hizmet Uzmanı Nazlıcan Toprak hakkında verilen beraat hükümleri, istinaf ve itiraz sürecinin tamamlanmasının ardından 17 Temmuz 2026 tarihinde kesinleşti.


Küçükçekmece 27. Asliye Ceza Mahkemesinin, Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 2017 yılında meydana gelen 18 yaş altı gebelik vakalarının bildirilmesine ilişkin davada dönemin Başhekim Yardımcısı Dr. Akif Akça ile Sosyal Hizmet Uzmanı Nazlıcan Toprak hakkında verdiği beraat kararı, kanun yolu sürecinin tamamlanmasının ardından 17 Temmuz 2026 tarihinde kesinleşti.

Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 2017 yılında meydana gelen 18 yaş altı gebelik vakalarından bir bölümünün yetkili mercilere bildirilmediği iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında, dönemin Başhekim Yardımcısı Dr. Akif Akça ile Sosyal Hizmet Uzmanı Nazlıcan Toprak hakkında “kamu görevlisinin suçu bildirmemesi” suçundan kamu davası açılmıştı.

Uzun süren yargılama sonucunda Küçükçekmece 27. Asliye Ceza Mahkemesi, 13 Mayıs 2025 tarihli, 2024/76 Esas ve 2025/427 Karar sayılı hükmüyle her iki sanık hakkında ayrı ayrı beraat kararı verdi.

Mahkeme Mahkûmiyete Yeter Kesin Delil Bulunmadığına Hükmetti

Mahkeme; sanık savunmalarını, tanık beyanlarını, hastane kayıtlarını, idari inceleme belgelerini ve dosya kapsamındaki diğer delilleri birlikte değerlendirdi.

Gerekçeli kararda, hastaneye gebelik nedeniyle başvuran ve yaşı küçük olduğu tespit edilen kişiler yönünden gerekli adli bildirimin yapılmasının önemine işaret edilmekle birlikte, sanıkların cezai sorumlulukları ayrıca ele alındı.

Mahkeme özellikle;

·         Sanıkların dava konusu çocuk gebeleri bizzat muayene etmediklerini ve gebelik tespitini doğrudan yapan kişiler olmadıklarını,

·         Yabancı uyruklu bazı hastaların kimlik ve doğum tarihi kayıtlarında dönemin şartları itibarıyla belirsizlikler bulunduğunu,

·         Konsültasyon ve kayıt süreçlerinde kullanılan sistemlere ilişkin dosyaya yansıyan hususları,

·         Sanıkların isnat edilen suçu işlediklerini ortaya koyacak nitelikte her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığını

değerlendirdi.

Bu gerekçelerle Mahkeme, Dr. Akif Akça ve Nazlıcan Toprak'ın üzerlerine atılı “zincirleme şekilde kamu görevlisinin suçu bildirmemesi” suçunu işlediklerinin sabit olmadığı sonucuna ulaştı.

Her iki sanık hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca ayrı ayrı beraat kararı verildi.

Beraat Kararına İstinaf Başvurusu Yapıldı

İlk derece mahkemesinin beraat kararına karşı Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı adına katılan vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvuruldu.

Dosya, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 2026/28 Esas ve 2026/1095 Karar sayılı dosyasında incelendi.

3. Ceza Dairesi, 2 Temmuz 2026 tarihli kararında, 6284 sayılı Kanun'un 20/2. maddesi kapsamında Bakanlığın kadın, çocuk ve aile bireylerine yönelik şiddet veya şiddet tehlikesi nedeniyle açılan belirli davalarda katılma hakkı bulunmakla birlikte, yargılamaya konu “kamu görevlisinin suçu bildirmemesi” suçu bakımından davaya katılma ve hükmü istinaf etme sıfatının bulunmadığını değerlendirdi.

Bu nedenle Daire, beraat kararının esasına yönelik bir inceleme yapmaksızın, CMK'nın 279/1-b maddesi uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verdi.

Karara karşı itiraz kanun yolu açık bırakıldı.

İtiraz da Kesin Olarak Reddedildi

Katılan vekili, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin istinaf başvurusunun reddine ilişkin kararına karşı itirazda bulundu.

İtiraz, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 2026/40 Değişik İş sayılı dosyasında incelendi.

4.      Ceza Dairesi, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin kararını yerinde buldu. Katılanın, suçun niteliği itibarıyla doğrudan zarar gören konumunda bulunmadığı ve bu nedenle davaya katılma ile istinaf kanun yoluna başvurma hakkının olmadığı yönündeki değerlendirme benimsendi.

Katılan vekilinin itirazı 17 Temmuz 2026 tarihinde oybirliğiyle ve kesin olarak reddedildi.

Beraat Kararı 17 Temmuz 2026 Tarihinde Kesinleşti

Kanun yolu sürecinin tamamlanmasının ardından İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince düzenlenen kesinleşme şerhinde;

·         Dosya No: 2026/28 Esas

·         Karar No: 2026/1095

·         Gerekçeli Karar Tarihi: 02.07.2026

·         Kesinleşme Tarihi: 17.07.2026

·         Karar Türü: İstinaf Başvurusunun Reddi

·         Kesinleşme Türü: İtirazın Reddi

olarak kayıt altına alındı.

Böylece Küçükçekmece 27. Asliye Ceza Mahkemesince 13 Mayıs 2025 tarihinde Dr. Akif Akça ve Sosyal Hizmet Uzmanı Nazlıcan Toprak hakkında verilen beraat hükümleri, kanun yolu sürecinin tamamlanmasıyla kesinleşmiş oldu.

Uzun Süren Yargılama Süreci Beraatle Tamamlandı

2017 yılında meydana gelen olaylara ilişkin olarak başlatılan ve yıllarca devam eden ceza yargılaması, ilk derece mahkemesinin sanıkların mahkûmiyetine yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı yönündeki değerlendirmesi sonucunda beraatle sonuçlandı.

Beraat kararına karşı yapılan istinaf başvurusu, başvurucunun kanun yoluna başvurma sıfatının bulunmadığı gerekçesiyle reddedildi. Bu karara yönelik itirazın da kesin olarak reddedilmesi üzerine yargılama süreci 17 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla hukuken tamamlandı.

Sonuç itibarıyla, Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki 2017 yılı çocuk gebeliği vakalarının bildirimine ilişkin olarak Dr. Akif Akça ve Sosyal Hizmet Uzmanı Nazlıcan Toprak hakkında yürütülen ceza davasında verilen beraat hükümleri kesinleşmiştir.

“Nice az topluluklar, Allah’ın izniyle çok kalabalık topluluklara galip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 2/249)


Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Nice az topluluklar, Allah’ın izniyle çok kalabalık topluluklara galip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 2/249)

Tarih boyunca nice peygamber ve mümin zulme uğramış, muhasara altında kalmış; ancak hakka olan imanlarından ve sabırlarından vazgeçmemişlerdir. Bugün de Gazze’de, Filistin’in tamamında, Doğu Türkistan’da, Sudan’da ve dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan acılar, bizlere mazlumun yanında durmanın ve adalet için dua etmenin ne kadar büyük bir sorumluluk olduğunu hatırlatmaktadır.

Tarih şahittir ki zulüm kalıcı olmamış; Nemrutlar, Firavunlar ve Ebu Cehiller kaybetmiş; Hakk’ın yolunda sabırla sebat edenler sonunda izzet bulmuştur.

Bu mübarek Cuma gününde Yüce Rabbimizden; zulüm altında yaşayan bütün mazlumlara nusret ve ferahlık ihsan etmesini, akan kanın durmasını, adaletin, merhametin ve huzurun hâkim olmasını niyaz ediyorum.

Cumanız mübarek olsun.
Selâm ve dua ile…

31 Temmuz 2026 Cuma

“Ey iman edenler! Sorumluluklarınıza dikkat edin. Siz doğru gittiğiniz takdirde yanlış yola sapanlar size zarar veremez.”

Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! Sorumluluklarınıza dikkat edin. Siz doğru gittiğiniz takdirde yanlış yola sapanlar size zarar veremez.” (Mâide, 5/105)

Ailemize, toplumumuza ve bütün insanlığa karşı duyarlı olmak, Müslüman olmanın önemli bir gereğidir. Nemelazımcı ve vurdumduymaz bir anlayış bizlere yakışmaz. Mümin; iyiliği çoğaltmanın, kötülüğe engel olmanın ve sorumluluklarını hakkıyla yerine getirmenin gayretinde olandır.

Bugün Gazze’de, Filistin’in tamamında, Doğu Türkistan’da, Sudan’da ve dünyanın farklı coğrafyalarında zulüm altında yaşayan mazlumların feryadı hepimizin vicdanında yankılanmaktadır. Müminin görevi; zulme rıza göstermemek, haksızlık karşısında sessiz kalmamak ve adaletin yanında dimdik durmaktır.

Bu mübarek Cuma’nın; başta Mescid-i Aksâ olmak üzere bütün mukaddes beldelerin emniyet ve huzuruna, mazlumların kurtuluşuna, yeryüzünde barışın, adaletin ve merhametin hâkim olmasına vesile olmasını Yüce Rabbimizden niyaz ediyorum.

Cumanız mübarek olsun.
Selâm ve dua ile…

 

29 Temmuz 2026 Çarşamba

Prof. Dr. Halit Çınarka ve Ömer Şahan, Nazilli Devlet Hastanesi’ni Ziyaret Ederek Yeni Görev Dolayısıyla İyi Dileklerini İletti

Nazilli Devlet Hastanemizde, Özel Referans Hastanesi Tıbbi Direktörü ve Göğüs Hastalıkları Uzmanı, kıymetli hocamız Prof. Dr. Halit Çınarka ile Hastane Müdürü Ömer Şahan’ı hayırlı olsun ziyaretleri vesilesiyle ağırlamaktan büyük memnuniyet duyduk.

Başhekimimiz Op. Dr. Şafak Çalışkan hocamızın da katılımıyla gerçekleştirdiğimiz samimi sohbet ve güzel temennileri için kendilerine gönülden teşekkür ediyor; sağlık, huzur ve başarı dolu çalışmalar diliyorum.

https://www.instagram.com/p/DbYAvE0jBNh/?utm_source=ig_web_copy_link&igsh=MzRlODBiNWFlZA==

26 Temmuz 2026 Pazar

Görevi Başında Şifa Dağıtırken Ebediyete Uğurlanan Bir Hekim: Dr. Dinçer Biçer


Bir ömrünü insanlara şifa olmaya adamış genç bir hekimi daha ebediyete uğurlamanın derin hüznünü yaşıyorum.

Çine Devlet Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Dinçer Biçer, görevi başındayken geçirdiği beyin kanaması sonucu, yapılan tüm müdahalelere rağmen Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.

Merhum meslektaşıma Allah’tan rahmet; kederli ailesine, sevenlerine, çalışma arkadaşlarına ve tüm sağlık camiasına sabr-ı cemîl diliyorum.

Rabbim rahmetiyle muamele eylesin. Mekânı cennet, makamı âlî, ruhu şâd olsun.

24 Temmuz 2026 Cuma

Mescid-i Aksa, İslam’da ilk kıble ve üçüncü kutsal mekân olarak kabul edilir


**Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:**

*“Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve yalnız Allah’tan korkan kimseler imar ederler. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.”* **(Tevbe, 9/18)**

Mescid-i Aksa; ilk kıblemiz, Miraç’ın mübarek mekânı ve İslâm’ın en mukaddes emanetlerinden biridir. Ona yönelik her türlü saldırı ve provokasyon, yalnızca bir mabedi değil; insanlığın ortak vicdanını, din ve ibadet hürriyetini de hedef almaktadır.

Bugün Gazze’de, Filistin’in tamamında, Doğu Türkistan’da, Sudan’da ve dünyanın farklı coğrafyalarında zulüm altında yaşayan mazlumların feryadı hepimizin vicdanında yankılanmaktadır. Müminin görevi; zulme rıza göstermemek, haksızlık karşısında sessiz kalmamak ve adaletin yanında dimdik durmaktır.

Bu mübarek Cuma’nın; başta Mescid-i Aksa olmak üzere bütün mukaddes beldelerin emniyet ve huzuruna, mazlumların kurtuluşuna, yeryüzünde barışın, adaletin ve merhametin hâkim olmasına vesile olmasını Yüce Rabbimizden niyaz ediyorum.

**Cuma’nız mübarek olsun.**

**Selâm ve dua ile…**

18 Temmuz 2026 Cumartesi

Bir Anne Ölümü, Bir Hekimin Tutuklanması ve Hukukun İnce Çizgisi

Tıbbi Kusur, Tutuklama Tedbiri ve Hukuki Güvence Üzerine Kısa Bir Değerlendirme


Şanlıurfa’da doğum sonrasında yaşamını yitiren Edanur Yaman’ın ölümü hepimizi derinden üzmüştür. Genç bir annenin hayatını kaybetmesi; ailesi, yakınları ve geride kalan çocuğu açısından telafisi mümkün olmayan büyük bir acıdır. Öncelikle merhumeye Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine sabır diliyorum.


Hiç kuşkusuz bu olayın tüm yönleriyle araştırılması, ölüm nedeninin bilimsel yöntemlerle ortaya konulması ve varsa sorumluların hukuk önünde hesap vermesi gerekir. Ancak hukuk devletinde adalet, yalnızca soruşturma açılmasıyla değil; soruşturmanın hukuka, bilime ve usul kurallarına uygun biçimde yürütülmesiyle sağlanır.


Basına yansıyan bilgilere göre olayla ilgili kadın hastalıkları ve doğum uzmanı hakkında “taksirle ölüme neden olma” suçlamasıyla tutuklama kararı verilmiş, yapılan itirazın ardından adli kontrol tedbiri uygulanarak tahliyesine karar verilmiştir.


Tam da bu noktada olayın, ceza soruşturmasının ötesine geçen önemli hukuki boyutu başlamaktadır.


Tutuklama, Ceza Değil Koruma Tedbiridir


Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre tutuklama, suçluluğun ilanı veya peşin cezalandırma yöntemi değildir. Kanunda öngörülen şartların varlığı hâlinde başvurulabilecek istisnai ve geçici bir koruma tedbiridir.


Masumiyet karinesi gereğince, hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunmayan hiç kimse suçlu kabul edilemez. Bu nedenle tutuklama değerlendirilirken, kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin yanı sıra tedbirin zorunlu, gerekli ve ölçülü olup olmadığı da gözetilmelidir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi de tutuklama için kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin ve ayrıca bir tutuklama nedeninin bulunmasını aramaktadır.


Özellikle tıbbi uygulamalardan kaynaklanan soruşturmalarda ölüm nedeni, komplikasyonun niteliği, tıbbi standartlara uygunluk, özen yükümlülüğü, kusur ve illiyet bağı çoğu zaman uzman bilirkişi incelemesini gerektirir.


Bu nedenle bilimsel değerlendirme tamamlanmadan uygulanan özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirlerin, masumiyet karinesi ve ölçülülük ilkesi bakımından titizlikle ele alınması hukuk devletinin doğal bir gereğidir.


Komplikasyon ile Hekim Kusuru Aynı Şey Değildir


Tıpta her kötü sonuç, hekim hatası anlamına gelmez.


Komplikasyon; gerekli özen gösterilmiş ve bilimsel kurallara uygun hareket edilmiş olmasına rağmen ortaya çıkabilen istenmeyen bir tıbbi sonuçtur.


Buna karşılık komplikasyonun zamanında fark edilmemesi, uygun biçimde yönetilmemesi, gerekli müdahalenin yapılmaması veya sevkin geciktirilmesi hâlinde tıbbi kusur gündeme gelebilir.


Dolayısıyla hukuki değerlendirme yalnızca meydana gelen ölüm sonucuna değil; tanı, tedavi, takip ve sevk sürecinin bütününe odaklanmalıdır.


Ceza sorumluluğu bakımından belirleyici olan, kötü sonucun meydana gelmiş olması değildir. Belirleyici olan; sağlık meslek mensubunun bilimsel standartlara aykırı ve kusurlu bir davranışının bulunup bulunmadığı ve bu davranış ile ölüm sonucu arasında hukuken geçerli bir nedensellik bağının kurulup kurulamadığıdır.


Sağlık Bakanlığının Açıklaması Tartışmaya Yeni Bir Boyut Kazandırdı


Olayın ardından Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklama, hukuki tartışmanın kapsamını genişleten önemli bir gelişme olmuştur.


Bakanlık; 7406 sayılı Kanun ile 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na eklenen Ek 18. madde uyarınca, sağlık meslek mensuplarının mesleklerinin icrası kapsamında gerçekleştirdikleri muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yürütülecek ceza soruşturmalarında Mesleki Sorumluluk Kurulunun soruşturma izninin muhakeme şartı niteliğinde olduğunu belirtmiştir.


Ek 18. madde; kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ile vakıf üniversitelerinde görev yapan sağlık meslek mensupları yönünden özel bir soruşturma izni usulü öngörmektedir.


Açıklamada ayrıca, bu izin alınmadan ilgili sağlık meslek mensubu hakkında adli sürecin başlatılamayacağı ve koruma tedbirlerine karar verilemeyeceği ifade edilerek Bakanlığın soruşturmaya müdahil olduğu bildirilmiştir.


Bu açıklama, kamuoyundaki tartışmayı yalnızca “Tutuklama yerinde miydi?” sorusunun ötesine taşımıştır.


Artık cevaplanması gereken temel sorulardan biri de şudur:


Kanunun öngördüğü soruşturma usulü somut olayda işletilmiş midir?


Bununla birlikte, Ek 18. maddenin somut olaya uygulanma şartlarının oluşup oluşmadığı, soruşturma izninin bulunup bulunmadığı ve yapılan adli işlemlerin hukuki sonuçları, soruşturma makamları ile yetkili yargı mercileri tarafından değerlendirilmelidir.


Bu nedenle mevcut bilgiler üzerinden herhangi bir kişi hakkında kesin kusur, suçluluk veya hukuka aykırılık hükmüne varılması doğru değildir.


Hukuki Güvence Ayrıcalık Değildir


Mesleki Sorumluluk Kurulu düzenlemesinin amacı, sağlık çalışanlarına dokunulmazlık veya cezasızlık sağlamak değildir.


Kurulun vereceği soruşturma izni, Cumhuriyet başsavcılığının sağlık meslek mensubu hakkında Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre soruşturma yürütebilmesinin ön şartıdır. Kurul, soruşturma izni verilmesi veya verilmemesi konusunda gerekçeli karar vermektedir. Bu izin usulü, tıbbi uygulamaların uzmanlık gerektiren niteliği dikkate alınarak oluşturulmuş özel bir muhakeme güvencesidir.


Bu sistemin temel amacı; tıbbi uygulamaların bilimsel niteliğini dikkate almak, kötü sonucun tek başına ceza sorumluluğunun göstergesi sayılmasını önlemek ve soruşturmanın uzmanlık bilgisi ışığında yürütülmesini sağlamaktır.


Dolayısıyla hukuki güvence yalnızca hekimi koruyan bir ayrıcalık değildir. Hastanın etkili soruşturma hakkını, yargının doğru ve isabetli karar verebilmesini ve hukuk devletinin güvenilirliğini de korur.


Sonuç


Bir annenin yaşamını kaybetmesi, kuşkusuz etkili, bağımsız ve tarafsız bir soruşturmayı zorunlu kılar.


Ailenin gerçeği öğrenme, sorumluların belirlenmesini isteme ve hukuki yollara başvurma hakkı vardır.


Aynı şekilde, hakkında kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan hekimin de masumiyet karinesinden, kişi özgürlüğünden, bilimsel bilirkişi incelemesinden ve kanunun öngördüğü usul güvencelerinden yararlanma hakkı bulunmaktadır.


Bu haklar birbirinin karşıtı değildir.


Kötü sonuç ile kusur, komplikasyon ile ihmal, soruşturma ile cezalandırma birbirine karıştırılmamalıdır.


Gerçek kusur varsa hukuk gereğini yapmalıdır. Ancak kusurun varlığı da yokluğu da kamuoyu baskısıyla değil; bilimsel inceleme, uzman bilirkişi değerlendirmesi, somut deliller ve kanunun öngördüğü usuller çerçevesinde belirlenmelidir.


Çünkü sağlık hizmetinin sürdürülebilirliği yalnızca hastaların haklarının korunmasına değil; sağlık çalışanlarının da bilimsel ve hukuki güvence içinde görev yapabilmesine bağlıdır.


Adalet; hastanın acısını görmezden gelmeden, hekimi bilimsel değerlendirme tamamlanmadan suçlu ilan etmeden ve kanunun öngördüğü usul güvencelerini eksiksiz uygulayabildiği ölçüde gerçek anlamına kavuşur. Hukuk devletinde usul, yalnızca şekil değil; adaletin kendisini koruyan en temel güvencedir.



Dr. Akif AKÇA

Yazar görüşüdür.


Bu yazı, kamuoyuna yansıyan bilgiler ve yürürlükteki mevzuat çerçevesinde hazırlanmış genel bir değerlendirmedir. Devam eden soruşturmanın esası ile herhangi bir kişinin kusur veya ceza sorumluluğu hakkında kesin kanaat içermemektedir.