Bu Blogda Ara

11 Şubat 2026 Çarşamba

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sağlık Politikaları Başkanı Sayın Prof. Dr. Halit Yerebakan, Aydın Şehir Hastanesi'ni Ziyareti Etti


AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sağlık Politikaları Başkanı Sayın Prof. Dr. Halit Yerebakan, Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Özlem Çerçioğlu, AK Parti MKYK Üyesi Sayın Prof. Dr. Mehmet Umut Tuncer ve AK Parti Aydın İl Başkanı Sayın Mehmet Erdem’in katılımıyla Aydın Şehir Hastanemize gerçekleştirilen ziyarette; Aydın İl Sağlık Müdürümüz Sayın Dr. Eser Şenkul’un sunumuyla hastanemizde yürütülen hizmetler, devam eden çalışmalar ve tam kapasiteye geçiş sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunulmuştur.

Nazik ziyaretleri için teşekkür eder, Aydın Şehir Hastanesi olarak vatandaşlarımıza nitelikli sağlık hizmeti sunma hedefiyle çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğimizi belirtirim.


2 Şubat 2026 Pazartesi

Berat Kandilimiz Mübarek Olsun



Rahmet, bereket ve mağfiret ayı Ramazan-ı Şerif’in müjdecisi olan Berat Kandili’ne kavuşmanın huzur ve sevinci içerisindeyiz. Bu mübarek gecenin; ilahî affa, gönüllerin arınmasına ve hayırlı başlangıçlara vesile olmasını diliyorum.

Bugün yeryüzünün pek çok yerinde mazlumlar zulüm ve gözyaşıyla imtihan edilmektedir. Bu kutlu gecenin hürmetine; başta Gazze, Kudüs ve Mescid-i Aksa olmak üzere Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Sudan’da ve dünyanın her köşesinde barışın, adaletin ve huzurun hâkim olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Bu duygu ve temennilerle Berat Kandili’nizi tebrik ediyor, bu mübarek gecenin tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Berat Kandilimiz mübarek olsun.

30 Ocak 2026 Cuma

Tebbet Sûresi; Zulmünü Serveti ve Gücüyle Sürdürenlerin Akıbetinin Kaçınılmaz Olduğunu İlan Eden İlahî Bir İkazdır.

Yüce Rabbimiz Tebbet Sûresi’nde şöyle buyurmaktadır: “Ebû Leheb’in elleri kurusun; zaten kurudu. Ona ne malı fayda verdi ne de kazandığı. O, alevli bir ateşe girecektir. Boynunda bükülmüş hurma liflerinden bir ip olduğu hâlde, sırtında odun taşıyarak karısı da (o ateşe girecektir).” (Tebbet, 111/1-5)

Tebbet Sûresi; zulmünü serveti ve gücüyle sürdürenlerin akıbetinin kaçınılmaz olduğunu ilan eden ilahî bir ikazdır. Bugün de mazlumların kanı ve gözyaşı üzerinden iktidar kuranlar için bu ayetler diri ve sarsıcı bir uyarıdır. Hiçbir güç, hiçbir servet adaletin önüne geçemez; zulüm er ya da geç kendi yükü altında çöker.

Dualarımızın; başta Gazze, Sudan ve Doğu Türkistan olmak üzere, yeryüzünün neresinde olursa olsun zulme uğrayan tüm mazlumların ferahlığına kapı aralamasını, haksızlıkların sona ermesini ve yeryüzüne huzur ile selametin hâkim olmasını Yüce Rabbimizden niyaz ediyorum.

Cuma’nız mübarek olsun.

21 Ocak 2026 Çarşamba

Bir Veda, Bir Teşekkür ve Gönülden Bir Hatıra




 




İstanbul Lepra Deri ve Zührevi Hastalıkları Hastanesi’nde 8 yılı aşkın bir süredir Başhekim Yardımcısı olarak şerefle ve gururla sürdürdüğüm görevimden, ailevi zorunluluklar nedeniyle ayrılmam vesilesiyle; hastanemiz yönetimi, doktorlarımız, hemşirelerimiz ve tüm idari–destek personelimizin katılımıyla düzenlenen bu anlamlı veda töreni, hayatım boyunca unutamayacağım çok kıymetli bir hatıra olarak kalacaktır.

Bu müessese, yalnızca bir sağlık kuruluşu değil; hayatlarını eğitime ve cüzzamla mücadeleye adamış, insan onurunu her şartta savunmuş, zor zamanlarda bile vicdanı ve bilimi rehber edinmiş köklü bir geleneğin yaşayan temsilcisidir. Böyle bir kurumun parçası olmak, bu büyük ailenin bir ferdi olarak görev yapmak, benim için her zaman ayrıcalık ve onur olmuştur.

Görev sürem boyunca; pandemilerde, zorlu kış günlerinde, bayramlarda, gece nöbetlerinde ve en ağır koşullarda dahi özveriyle çalışan, hastasını önceleyen, mesleki etik ve insani değerlerden ödün vermeyen siz kıymetli çalışma arkadaşlarımla omuz omuza yürümek, meslek hayatımın en değerli kazanımlarındandır.

Düzenlenen bu veda töreni; yalnızca bir görev değişiminin değil, birlikte yaşanmış emeklerin, paylaşılan sorumlulukların ve kurulan gönül bağlarının samimi bir ifadesi olmuştur. Gösterdiğiniz içten ilgi, samimiyet ve vefa için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Sağlık Bakanımız Sayın Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun tensipleriyle Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Başhekim Yardımcılığı görevine atanmış olmanın sorumluluğunu taşırken; İstanbul Lepra Deri ve Zührevi Hastalıkları Hastanesi’nde edindiğim bilgi, tecrübe ve insani birikimi daima yanımda götüreceğim. 

Bu hastanenin başarısının ardında; sessizce ama büyük fedakârlıklarla çalışan sizlerin emeği vardır. Lepra mücadelesinde, deri ve zührevi hastalıkların tedavisinde yürüttüğünüz bu onurlu hizmetlerin artarak devam edeceğine olan inancım tamdır.

Rabbim hepinize sağlık, huzur ve başarı nasip etsin. Yollarımızın yeniden kesişmesi temennisiyle; gönülden teşekkür ediyor, her birinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.


18 Ocak 2026 Pazar

Çocuklar Suça Değil, Biz Sessizliğe Sürükleniyoruz

 

Bir ülkenin geleceği, çocuklarının nasıl yaşadığıyla ölçülür. Bugün Türkiye’de çocuklarla ilgili yayımlanan istatistikler, sadece rakamlardan ibaret değil; aynı zamanda toplumsal bir alarm zili niteliği taşıyor.

2024 yılında suça sürüklenen çocuk sayısı 202 binin üzerine çıktı. Bu, bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 13’lük ciddi bir artış demek. Ancak asıl sarsıcı olan, bu çocuklara isnat edilen suçların niteliği.

İlk sırada ne var biliyor musunuz?
Yaralama. Oranı yüzde 40’ı aşıyor.

Yani çocukların en çok karıştığı suç, fiziksel şiddet. Bu tabloyu “çocuklar suç işliyor” kolaycılığıyla geçiştirmek, hem gerçekleri ıskalamak hem de sorumluluktan kaçmaktır. Çünkü çocuk, suçu icat eden değil; çoğu zaman suçun içine itilen taraftır.

Hırsızlık, uyuşturucu, tehdit… Bunların hiçbiri tesadüf değil. Bu suçların arka planında yoksulluk, eğitimden kopuş, aile içi çözülme, sokak ve dijital alanlarda denetimsizlik var. Ve evet, giderek daha görünür hâle gelen çeteleşme ve sosyal medya üzerinden yönlendirme gerçeği var.

Bugün çocuklar; yetişkinlerin kurduğu karanlık düzenlerde, kimi zaman “kalkan”, kimi zaman “maşa”, kimi zaman da “harcanabilir unsur” olarak kullanılıyor. Üstelik çoğu, bunun suç olduğunun dahi farkında olmadan.

Bir başka çarpıcı veri daha var:
2024’te güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocuklarla ilgili toplam olay sayısı 600 bini geçti. Bunun içinde mağdur çocuklar da bulunuyor. Yani mesele sadece “suça sürüklenen çocuk” değil; aynı zamanda şiddetin tam ortasında kalan çocuk meselesi.

Burada durup kendimize şu soruyu sormak zorundayız:
Biz bu çocukları ne zaman kaybettik?

Okuldan kopan, sokakta büyüyen, dijital dünyada başıboş bırakılan çocukların, bir süre sonra şiddeti “dil”, saldırganlığı “çözüm”, suçu “hayatta kalma yolu” olarak görmesi şaşırtıcı mı?

Bu tablo, daha sert cezalarla değil; daha güçlü sosyal politikalarla değişir.
Erken yaşta risk tespitiyle, okulla yeniden bağ kurdurarak, aileyi güçlendirerek, mahalleyi ve dijital alanı denetleyerek…

Aksi hâlde her yeni istatistik, bir öncekinin üzerine eklenen yeni bir utanç belgesi olmaktan öteye geçmeyecek.

Çocuklar suça sürüklenmiyor yalnızca.
Biz, toplum olarak çocukları koruma sorumluluğundan uzaklaşıyoruz.

Ve bu sessizlik, en az rakamlar kadar tehlikeli.

15 Ocak 2026 Perşembe

Miraç Geceniz Mübarek Olsun

Yüce Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’de bu mübarek geceyi şöyle haber vermektedir: “Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulu Muhammed’i Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah, her türlü noksandan münezzehtir.” (İsrâ, 17/1)

Miraç; kullukta yükselişin, sabrın ilâhî lütufla buluşmasının ve mümine namazın hediye edilişinin gecesidir. Aynı zamanda tevhidin sembolü olan Mescid-i Aksa’yı, Kudüs’ü ve mazlum coğrafyaları hatırlatan derin bir sorumluluk çağrısıdır.

Bu mübarek gecenin, yaşamakta olduğumuz zor günlerin —inşâallah— huzurlu yarınların doğum sancıları olmasını; başta Gazze ve Mescid-i Aksa olmak üzere Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Keşmir’de, Sudan’da ve dünyanın dört bir yanında zulüm altında yaşayan tüm mazlumlara özgürlük ve huzur getirmesini; ülkemize, gönül coğrafyamıza ve İslam âlemine birlik, dirlik ve ferahlık nasip etmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Miraç Geceniz mübarek olsun.

 

 

13 Ocak 2026 Salı

Kozmetik Raflarında Halk Sağlığı Alarmı

Türkiye’de kozmetik ürünler uzun zamandır yalnızca estetik ya da kişisel bakım meselesi olmaktan çıkmış, doğrudan halk sağlığını ilgilendiren bir alan hâline gelmiştir. Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) tarafından 8 Ocak 2026 tarihinde kamuoyuna açıklanan 2025 yılı dördüncü üç aylık (Ekim–Kasım–Aralık) kozmetik denetim sonuçları, bu gerçeği bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır.


Açıklanan veriler sarsıcıdır:

358 kozmetik ürün denetlenmiş, bunların 326’sı uygunsuz bulunmuştur. Başka bir ifadeyle, piyasaya sunulan her 10 kozmetik üründen 9’u mevzuata aykırıdır. Bu oran, münferit hataların değil, sistematik bir piyasa sorununun varlığına işaret etmektedir.


Daha da önemlisi, bu ürünlerden 8’inin doğrudan sağlık riski taşıdığı resmî olarak tespit edilmiştir. Bazı haberlerde geçen “81 riskli ürün” ifadesi ise resmî kayıtlarda yer almamakta; büyük olasılıkla yazım veya teknik okuma hatasından kaynaklanmaktadır. Bu ayrıntı dahi, bilginin doğruluğunun halk sağlığı tartışmalarında ne denli hayati olduğunu göstermektedir.


Denetimler sonucunda uygulanan yaklaşık 4,3 milyon TL idari para cezası, ayrıca biyosidal ürünlerde (dezenfektanlar, antibakteriyel ürünler) verilen ek 1,5 milyon TL’yi aşan cezalar, meselenin boyutunu rakamlarla da teyit etmektedir. Ancak burada asıl soru şudur:

Bu kadar yüksek uygunsuzluk oranına rağmen, cezalar caydırıcı mı?


Kozmetik alanındaki sorunların önemli bir bölümü, internet satışlarısosyal medya üzerinden pazarlamamerdiven altı üretim ve ÜTS (Ürün Takip Sistemi) kaydı olmayan ürünlerden kaynaklanmaktadır. Ambalajı parlak, fiyatı cazip, vaatleri iddialı bu ürünler; cilt tahrişlerinden alerjik reaksiyonlara, hatta sistemik sağlık sorunlarına kadar uzanan riskler barındırmaktadır.


Burada yalnızca üreticiyi ya da satıcıyı suçlamak yeterli değildir. Tüketici bilinci, denetim kadar hayati bir unsurdur. Vatandaşın “eczane dışı” ve “kontrolsüz” ürünlere yönelmesi, bu döngüyü beslemektedir. Oysa barkod okutularak ÜTS üzerinden saniyeler içinde yapılabilecek bir doğrulama, ciddi sağlık sorunlarının önüne geçebilir.


TİTCK’nin düzenli denetimleri ve kamuoyunu bilgilendirme çabaları son derece kıymetlidir. Ancak gelinen noktada, denetim sonuçlarını açıklamak yetmemekte, bu sonuçların toplumsal davranışa dönüşmesi gerekmektedir. Aksi hâlde her üç ayda bir benzer tabloları konuşmaya devam ederiz.


Sonuç olarak;

Kozmetik ürün, masum bir raf ürünü değildir. Doğrudan insan sağlığına temas eden her ürün, ilaç ciddiyetiyle ele alınmalıdır. Denetim otoriteleri görevini yapmaktadır; şimdi sıra piyasadatüketicide ve toplumsal farkındalıktadır.


Halk sağlığı, ihmale gelmez.