Türkiye’de kamu borçları artık yalnızca mali bir mesele değil; ekonomik sürdürülebilirlik, sosyal adalet ve üretim kapasitesi açısından kritik bir yapısal sorun haline gelmiştir. Vergi, SGK primi, trafik/idari para cezaları ve çeşitli kamu alacaklarına ek olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün kira ve ecrimisil alacakları da özellikle esnaf ve küçük işletmeler üzerinde ciddi bir baskı oluşturmaktadır.
Yüksek enflasyon, finansmana erişim zorluğu ve daralan piyasa koşulları altında milyonlarca vatandaş ve işletme, yalnızca ana borçlarla değil; biriken faiz, gecikme zammı ve fer’i alacaklarla mücadele etmektedir. Bugün birçok borçlu için sorun artık “ödemek istememek” değil, “ödeyememek” noktasına gelmiştir.
Mayıs 2026’da TBMM gündemine gelen düzenleme teklifleri; taksit süresinin uzatılması ve teminatsız tecil limitlerinin artırılması gibi önemli kolaylıklar içermektedir. Ancak yalnızca vade uzatımına dayalı bir model, mevcut ekonomik gerçeklik karşısında yeterli değildir. Çünkü aylık gecikme zamları ve yüksek tecil faizleri, borç stokunu azaltmak yerine çoğu zaman büyütmektedir.
Özellikle Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün kira ve ecrimisil alacaklarının da kapsamlı bir yapılandırma paketine dahil edilmesi büyük önem taşımaktadır. Vakıf taşınmazlarında faaliyet gösteren birçok esnaf ve işletme, artan maliyetler ve tahsilat baskısı nedeniyle ayakta kalma mücadelesi vermektedir. Geçmiş yapılandırma kanunlarında Vakıflar alacaklarına ilişkin özel düzenlemeler yapılmış olması, bugün de benzer bir yaklaşımın mümkün olduğunu göstermektedir.
Gerçek
anlamda etkili bir yapılandırma modeli; yalnızca borcu erteleyen değil, borcu
“ödenebilir” hale getiren bir yaklaşım olmalıdır. Bu kapsamda:
•
Gecikme zamları ve fer’i alacaklarda ciddi indirimler yapılmalı,
• Belirli dönemlere ait faiz yüklerinin bir kısmı silinebilmeli,
• Vergi, SGK, Vakıflar Genel Müdürlüğü kira/ecrimisil ve diğer tüm kamu
alacakları tek çatı altında ele alınmalı,
• Esnaf ve KOBİ’ler için ödeme kapasitesine göre esnek taksitlendirme modelleri
oluşturulmalıdır.
Sosyal devlet anlayışı, yalnızca tahsilatı değil; üretimin, istihdamın ve ekonomik yaşamın devamlılığını da gözetmek zorundadır. Çünkü ekonomik gerçek açıktır: Vatandaş ödeyemediği borcu değil, ödeyebileceği borcu öder.
Geçmiş yapılandırma örnekleri göstermiştir ki kapsamlı ve gerçekçi düzenlemeler; tahsilatı artırmakta, kayıt dışılığı azaltmakta ve ekonomik hareketliliği yeniden canlandırmaktadır. Buna karşılık aşırı tahsilat baskısı; iflasları, işsizliği ve kamu gelirlerinde uzun vadeli daralmayı beraberinde getirebilmektedir.
Bu
nedenle ihtiyaç duyulan şey; yalnızca geçici bir erteleme değil, sosyal devlet
ilkesiyle şekillenen, kapsamlı, adil ve sürdürülebilir bir kamu borcu
yapılandırmasıdır. Böyle bir yaklaşım yalnızca vatandaşın değil; kamunun,
üretimin ve Türkiye ekonomisinin geleceği açısından da stratejik bir
zorunluluktur.






