Bu Blogda Ara

23 Mayıs 2026 Cumartesi

TUS Tercihleri: Hekimliğin Sosyolojik Röntgeni

TUS tercih tabloları artık yalnızca akademik başarı sıralamasını değil; Türkiye’de hekimliğin nasıl yaşandığını gösteren sosyolojik bir röntgen niteliği taşıyor.

En çarpıcı gerçek şu:

“Son sıralardaki bölümler, aslında hayatın en gerekli bölümleri.”

Çünkü insan, hayatının en kritik anlarında bir çocuk doktoruna, bir iç hastalıkları uzmanına, bir nöroloğa, bir enfeksiyon hastalıkları uzmanına, bir genel cerraha, bir kadın doğum uzmanına, bir acil tıp hekimine mutlaka ihtiyaç duyuyor.

Buna rağmen bu branşların giderek daha az tercih edilmesi; genç hekimlerin bu alanları değersiz gördüğünü değil, sistemin bu alanları giderek daha ağır, riskli ve sürdürülemez hâle getirdiğini gösteriyor.

Ağır nöbet yükü, yüksek hasta sayısı, sağlıkta şiddet riski, malpraktis baskısı, performans sistemi, yetersiz özlük hakları ve giderek derinleşen tükenmişlik…

Bugünün genç hekimi artık yalnızca “iyi hekim olmayı” değil, aynı zamanda “insanca yaşayabilmeyi” de düşünerek tercih yapıyor.

Bu nedenle daha kontrollü yaşam sunan branşlar yükselirken; Pediatri, Genel Cerrahi, Kadın Doğum ve Acil Tıp gibi sağlık sisteminin omurgasını oluşturan alanlar geriye düşüyor.

Asıl mesele tam da burada başlıyor:

Toplumun en çok ihtiyaç duyduğu branşlarla, hekimlerin en sürdürülebilir gördüğü branşlar artık aynı noktada buluşmuyor.

Bu tablo uzun vadede yalnızca hekimleri değil; çocuk hastaları, acil servisleri, ameliyat bekleyen vatandaşları, anne adaylarını ve doğrudan toplum sağlığını etkileyecek ciddi bir yapısal soruna dönüşebilir.

Belki de bugün sormamız gereken soru şudur:

“Genç hekimler neden bu branşlardan kaçıyor?” değil,

“Bu branşlar neden yaşanamaz hâle geldi?”

19 Mayıs 2026 Salı

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı Kutlu Olsun


19 Mayıs, istiklali şiar edinmiş aziz milletimizin; tüm zorluklara rağmen hürriyetinden ve bağımsızlığından asla vazgeçmeyeceğini tüm dünyaya ilan ettiği kutlu mücadelenin simgesidir.

İstiklâl ve istikbâl mücadelemizin ilk adımının atıldığı 19 Mayıs’ın 107’nci yıl dönümünde; Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere, vatanımızın bağımsızlığı uğruna mücadele eden Kurtuluş Savaşımızın tüm kahramanlarını, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi minnet, rahmet ve şükranla yâd ediyorum.

Cumhuriyetimizin emanet edildiği; ülkesine, değerlerine ve geleceğine sahip çıkan tüm gençlerimizin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun.

https://youtube.com/watch?v=jroy79N7qTQ&si=j4TSUmquYDR4aPfx


 

16 Mayıs 2026 Cumartesi

Vatandaş Ödeyemediği Borcu Değil, Ödeyebileceği Borcu Öder!

TBMM’de kabul edilen ilk maddelerle kamu borçlarında 72 aya kadar taksitlendirme imkânı getirilmesi önemli bir adımdır.

Ancak gerçek anlamda sürdürülebilir bir çözüm için; vergi, SGK primi ve özellikle Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün kira/ecrimisil alacaklarının da kapsamlı, adil ve “ödenebilir” bir yapılandırma modeliyle ele alınması büyük önem taşımaktadır.

Esnaf, KOBİ ve üretici bugün yalnızca ana borçla değil; faiz, gecikme zammı ve fer’i alacak yüküyle de mücadele etmektedir.

Bu nedenle ihtiyaç duyulan şey yalnızca vade uzatımı değil;

✔️ Faiz yükünü azaltan,

✔️ Fer’i alacakları makul seviyeye çeken,

✔️ Ödeme kapasitesine göre esnek yapı sunan,

✔️ Vergi, SGK ve Vakıflar Genel Müdürlüğü alacaklarını birlikte kapsayan

kapsamlı bir kamu borcu yapılandırmasıdır.

Sosyal devlet anlayışı; vatandaşını üretimden, esnafı ticaretten, KOBİ’yi istihdamdan koparmayan çözümler üretmeyi gerektirir.

Çünkü vatandaş ödeyemediği borcu değil, ödeyebileceği borcu öder.

Kapsamlı, adil ve sürdürülebilir bir yapılandırma; hem vatandaşın nefes almasını sağlar hem de ekonominin yeniden canlanmasına katkı sunar.

#KamuBorçYapılandırması

#SosyalDevlet

#Esnaf

#KOBİ

#Vergi

#SGK

#VakıflarGenelMüdürlüğü

15 Mayıs 2026 Cuma

“Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru.” (Bakara, 2/201)


Emperyalist güçlerin desteğini arkasına alan İsrail’in Gazze’de mağdur ve mazlum Filistinlilere yönelik sürdürdüğü ağır saldırıların sona erdirilmesi, savaş hukukuna aykırı uygulamaların durması ve bölgede kalıcı barışın tesisine yönelik uluslararası aktörlerin sorumluluk alması için bu mübarek Cuma günü ellerimizi semaya açıp Rabbimize gönülden dua edelim:

“Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru.” (Bakara, 2/201)

Bu mübarek Cuma’nın hürmetine; başta Gazze, Sudan ve Doğu Türkistan olmak üzere dünyanın neresinde olursa olsun zulme uğrayan tüm mazlumların ferahlığa kavuşmasını, haksızlıkların sona ermesini, yeryüzünde adaletin, merhametin ve huzurun hâkim olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Cumanız mübarek olsun. Selam ve dua ile…


14 Mayıs 2026 Perşembe

14 Mayıs Eczacılık Günü Kutlu Olsun!

Başta Aydın Şehir Hastanesi eczacılarımız olmak üzere, ülkemizin dört bir yanında görev yapan tüm eczacılarımızın 14 Mayıs Eczacılık Günü’nü en içten dileklerimle kutluyorum.

Sağlık hizmetlerinin vazgeçilmez bir parçası olan siz değerli eczacılarımız; hastalarımızın tedavilerinin en güvenli ve etkili şekilde uygulanmasında, ilaç bilgilendirmesinde, hasta danışmanlığında ve ilaç yönetiminde üstlendiğiniz kritik görev ve sorumluluklarla her gün büyük bir özveriyle çalışmaktasınız. Özellikle pandemi sürecinde ve yoğun hastane ortamımızda gösterdiğiniz fedakârlık, mesleğinize ve insan sağlığına olan bağlılığınızın en güzel örneğidir.

Aydın Şehir Hastanesi olarak, eczane ekibimizin profesyonelliği, titizliği ve hasta odaklı yaklaşımıyla gurur duyuyor; emekleriniz ve sağlık sistemimize kattığınız değer için her birinize teşekkür ediyorum.

Sağlıklı, huzurlu ve başarılı nice yıllar dilerim.


13 Mayıs 2026 Çarşamba

Kamu Borçlarının Yeniden Yapılandırılması: Sosyal Devlet, Ödenebilir Borç ve Sürdürülebilir Ekonomi

 

Türkiye’de kamu borçları artık yalnızca mali bir mesele değil; ekonomik sürdürülebilirlik, sosyal adalet ve üretim kapasitesi açısından kritik bir yapısal sorun haline gelmiştir. Vergi, SGK primi, trafik/idari para cezaları ve çeşitli kamu alacaklarına ek olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün kira ve ecrimisil alacakları da özellikle esnaf ve küçük işletmeler üzerinde ciddi bir baskı oluşturmaktadır.

Yüksek enflasyon, finansmana erişim zorluğu ve daralan piyasa koşulları altında milyonlarca vatandaş ve işletme, yalnızca ana borçlarla değil; biriken faiz, gecikme zammı ve fer’i alacaklarla mücadele etmektedir. Bugün birçok borçlu için sorun artık “ödemek istememek” değil, “ödeyememek” noktasına gelmiştir.

Mayıs 2026’da TBMM gündemine gelen düzenleme teklifleri; taksit süresinin uzatılması ve teminatsız tecil limitlerinin artırılması gibi önemli kolaylıklar içermektedir. Ancak yalnızca vade uzatımına dayalı bir model, mevcut ekonomik gerçeklik karşısında yeterli değildir. Çünkü aylık gecikme zamları ve yüksek tecil faizleri, borç stokunu azaltmak yerine çoğu zaman büyütmektedir.

Özellikle Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün kira ve ecrimisil alacaklarının da kapsamlı bir yapılandırma paketine dahil edilmesi büyük önem taşımaktadır. Vakıf taşınmazlarında faaliyet gösteren birçok esnaf ve işletme, artan maliyetler ve tahsilat baskısı nedeniyle ayakta kalma mücadelesi vermektedir. Geçmiş yapılandırma kanunlarında Vakıflar alacaklarına ilişkin özel düzenlemeler yapılmış olması, bugün de benzer bir yaklaşımın mümkün olduğunu göstermektedir.

Gerçek anlamda etkili bir yapılandırma modeli; yalnızca borcu erteleyen değil, borcu “ödenebilir” hale getiren bir yaklaşım olmalıdır. Bu kapsamda:

• Gecikme zamları ve fer’i alacaklarda ciddi indirimler yapılmalı, 
• Belirli dönemlere ait faiz yüklerinin bir kısmı silinebilmeli, 
• Vergi, SGK, Vakıflar Genel Müdürlüğü kira/ecrimisil ve diğer tüm kamu alacakları tek çatı altında ele alınmalı, 
• Esnaf ve KOBİ’ler için ödeme kapasitesine göre esnek taksitlendirme modelleri oluşturulmalıdır.

Sosyal devlet anlayışı, yalnızca tahsilatı değil; üretimin, istihdamın ve ekonomik yaşamın devamlılığını da gözetmek zorundadır. Çünkü ekonomik gerçek açıktır: Vatandaş ödeyemediği borcu değil, ödeyebileceği borcu öder.

Geçmiş yapılandırma örnekleri göstermiştir ki kapsamlı ve gerçekçi düzenlemeler; tahsilatı artırmakta, kayıt dışılığı azaltmakta ve ekonomik hareketliliği yeniden canlandırmaktadır. Buna karşılık aşırı tahsilat baskısı; iflasları, işsizliği ve kamu gelirlerinde uzun vadeli daralmayı beraberinde getirebilmektedir.

Bu nedenle ihtiyaç duyulan şey; yalnızca geçici bir erteleme değil, sosyal devlet ilkesiyle şekillenen, kapsamlı, adil ve sürdürülebilir bir kamu borcu yapılandırmasıdır. Böyle bir yaklaşım yalnızca vatandaşın değil; kamunun, üretimin ve Türkiye ekonomisinin geleceği açısından da stratejik bir zorunluluktur.

12 Mayıs 2026 Salı

12 Mayıs Dünya Hemşireler Günü ve 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası Kutlu Olsun


Ülkemizin her köşesinde insan hayatına şefkatle dokunan; sağlık hizmetlerinin sunumunda özveri, sabır, gayret ve fedakârlıklarıyla vazgeçilmez bir yere sahip olan tüm değerli hemşirelerimizin 12 Mayıs Dünya Hemşireler Günü’nü ve 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası’nı yürekten kutluyorum.

Sağlıklı toplum ve sağlıklı bireyler için dünyanın en kutsal ve en zor mesleklerinden birini sabır, vicdan ve merhametle icra eden hemşirelerimiz; insanın ilk nefesinden son nefesine, mutluluğundan hüznüne, acısından sevincine kadar hayatın her anına şefkatle dokunmaktadır.

Mesleklerini büyük bir fedakârlık, özveri ve insan sevgisiyle yerine getiren; sağlık sektöründe emekleriyle büyük bir yere ve öneme sahip tüm hemşire arkadaşlarımıza sağlık, huzur, başarı ve afiyet diliyorum.

8 Mayıs 2026 Cuma

“Mümin aziz ve cömerttir. Fâcir ise saygısız ve cimridir.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 5.)


Dünyayı ve içindekileri yaratıp hizmetimize sunan Allah Teâlâ’dır. Yaratılışı en güzel şekilde yapan O’dur. İyiyi kötüden ayırt edebilecek izan ve şuuru bize veren, huzur ve mutluluğun yollarını gösteren kitaplar indiren, peygamberleri rehber kılan da O’dur. Öyleyse bizi Allah’a kul olmaktan alıkoyan; emrettiklerini yapmaya, yasaklarından kaçınmaya engel olan nedir?

Bugün ne yazık ki zıtlıkların en keskin hâlini yaşıyoruz: Bir yanda merhametle dünyayı imar etmeye çalışanlar, diğer yanda zulümle yeryüzünü karartanlar… Bir yanda karıncayı dahi incitmeyen zarafet, öte yanda kibirle yakıp yıkan bir hoyratlık… Kalbimiz, mazlumların ahı ve masumların gözyaşıyla bir yanıyla buruktur. Peygamber Efendimiz (s.a.s), hadis-i şeriflerinde bu ikilemi şöyle ifade etmektedir: “Mümin aziz ve cömerttir. Fâcir ise saygısız ve cimridir.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 5.)

İçinden geçtiğimiz süreçte, ABD ve İsrail kaynaklı son gelişmelerle bölgemizde tırmanan gerilimi üzüntüyle takip ediyoruz. Sağlanan ateşkesin korunmasını, diplomatik temasların sağlıklı şekilde ilerleyerek kalıcı barışa dönüşmesini ve daha büyük insani trajedilerin yaşanmamasını gönülden temenni ediyorum.

Cuma gününün faziletini ve icabet vaktini vesile ederek; başta Mescid-i Aksa ve Gazze olmak üzere Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Sudan’da ve dünyanın her yerinde mazlumların selamete ermesini, barışın ve adaletin hâkim olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Cumanız mübarek olsun. Selam ve dua ile…

3 Mayıs 2026 Pazar

3 Mayıs Türkçüler Bayramı / Türkçülük Günü Kutlu Olsun

3 Mayıs 1944, Türk milliyetçiliği tarihinin hafızasında önemli bir dönüm noktası olarak yerini almıştır. Hüseyin Nihal Atsız ile Sabahattin Ali arasında görülen dava sürecinde Ankara’da yaşanan hadiseler, dönemin siyasi atmosferi içinde Türkçü fikir hareketinin görünürlük kazandığı sembol günlerden biri olmuştur.

Bu süreç, daha sonra “Irkçılık-Turancılık Davası” olarak bilinen yargılamalara uzanmış; 23 ismin yargılandığı bu dava, Türk milliyetçiliği tarihinde derin izler bırakmıştır.

Ertesi yıl, 3 Mayıs 1945’te Tophane Askerî Cezaevi’nde bulunan Nihal Atsız, Alparslan Türkeş, Reha Oğuz Türkkan, Nejdet Sançar ve dava arkadaşlarının bu günü anmalarıyla 3 Mayıs; yalnızca bir tarih değil, fikir, inanç ve mücadele hafızasının sembolü hâline gelmiştir.

Bu isimlerden biri de Avukat İsmet Rasin Tümtürk’tür. Cenap Şahabettin’in oğlu olan Tümtürk; hukukçu kimliği, yayın faaliyetleri ve Türkçü fikir çevrelerindeki duruşuyla dönemin dikkat çeken şahsiyetlerinden biri olmuş; 1944 sürecinde Türkçü-Turancı çevrelerle birlikte anılarak milliyetçi fikir hayatının hafızasında müstesna bir yer edinmiştir.

Bu vesileyle; Türkçülük fikrine emek vermiş, bedel ödemiş, kalemiyle, sözüyle ve duruşuyla millî şuura katkı sunmuş başta rahmetli babamın kadim dostu merhum Avukat İsmet Rasin Tümtürk olmak üzere bütün fikir ve dava adamlarını rahmet, minnet ve saygıyla yâd ediyorum.

3 Mayıs; ortak tarih, kültür, millet bilinci ve bağımsızlık idealine gönül verenler için bir hatırlayış günüdür. Bu gün, geçmişi yüceltirken aynı zamanda bugünün sorumluluğunu da hatırlatır: Türk milletinin birliği, dirliği, ahlakı, adaleti ve istiklali için çalışmak.

Türk milletine, bağımsızlığa ve Türkçülük idealine gönül veren herkese selam olsun.

3 Mayıs Türkçüler Bayramı / Türkçülük Günü kutlu olsun.

 

1 Mayıs 2026 Cuma

“Nice az topluluklar, Allah’ın izniyle büyük bir güce galip gelmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 2:249)

Yüce Rabbimiz şöyle buyurur: “Nice az topluluklar, Allah’ın izniyle büyük bir güce galip gelmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 2:249)

İçinden geçtiğimiz süreçte, ABD ve İsrail kaynaklı son gelişmelerle bölgemizde tırmanan gerilimi üzüntüyle takip ediyorum. Sağlanan ateşkesin korunmasını, diplomatik temasların sağlıklı şekilde ilerleyerek kalıcı barışa dönüşmesine; yeniden çatışma döngüsüne dönülmemesini ve daha büyük insani trajedilerin yaşanmamasını gönülden temenni ediyorum.

Cuma gününün faziletini ve icabet vaktini vesile ederek; başta Mescid-i Aksa ve Gazze olmak üzere Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Sudan’da ve dünyanın her yerinde mazlumların selamete ermesini, barışın ve adaletin hâkim olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Cumanız mübarek olsun. Selam ve dua ile…

24 Nisan 2026 Cuma

“İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.” (Kudâî, Müsnedü’ş-şihâb, I, 365.)

 Bugün insanı insan yapan değerlerin zayıfladığı, merhamet ve adalet ihtiyacının her zamankinden daha fazla hissedildiği bir dönemden geçiyoruz. Bu gidişten kurtuluş; insanın özüne dönmesi, vahyin rehberliğine sarılması ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.s) güzel ahlakını hayatına taşımasıyla mümkündür.

 Yüce Rabbimiz, “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et” buyurur. (Nahl, 16/125) Bizler de hikmeti, güzel sözü, merhameti ve faydalı olmayı şiar edinmeliyiz. Zira Sevgili Peygamberimiz’in buyurduğu gibi: “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.” (Kudâî, Müsnedü’ş-şihâb, I, 365.)

 Bu mübarek Cuma’nın; kalplerimize hikmet, sözlerimize güzellik, işlerimize hayır ve bereket katmasını; başta Gazze, Sudan ve Doğu Türkistan olmak üzere dünyanın neresinde olursa olsun zulme uğrayan tüm mazlumlara ferahlık, yeryüzüne adalet, merhamet ve huzur getirmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

 Cuma’nız mübarek olsun.

23 Nisan 2026 Perşembe

Merhum Atalay Şahinoğlu’nu Vefatının Sene-i devriyesinde Rahmet ve Minnetle Yâd Ediyorum Kendisiyle aynı dönemde 14. Dönem İTO Meclis Üyeliği yapmış olmayı da ayrıca bir bahtiyarlık vesilesi olarak görüyorum. Ruhu şâd, kabri nur, mekânı cennet olsun.

İstanbul Ticaret Odası’nda 1982-1995 yılları arasında Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği, 1995-1999 yılları arasında Yönetim Kurulu Başkanlığı, 1999-2004 yılları arasında ise Meclis Başkanlığı görevlerinde bulunan; üstlendiği mühim vazifelerle derin izler bırakan, ülkemizin ekonomik açıdan zorlu dönemlerinde tecrübesiyle yol gösteren, İstanbul Ticaret Üniversitesi’nin kuruluşuna öncülük eden ve tarihî Ahi Çelebi Camii’nin yeniden ihyasında emeği bulunan merhum Atalay Şahinoğlu’nu vefatının sene-i devriyesinde rahmet ve minnetle yâd ediyorum.

Kendisiyle aynı dönemde 14. Dönem İTO Meclis Üyeliği yapmış olmayı da ayrıca bir bahtiyarlık vesilesi olarak görüyorum.

Ruhu şâd, kabri nur, mekânı cennet olsun.


#23Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun!

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin millî egemenlik ilkesini esas alarak 23 Nisan 1920’de açılışının 106’ncı yıl dönümünü ve çocuklarımıza armağan edilen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyorum.


Bu anlamlı gün vesilesiyle başta TBMM’nin ilk Başkanı, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm Millî Mücadele kahramanlarımızı rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyorum.


Ne yazık ki bugün dünyanın farklı coğrafyalarında çocuklar; savaşın, şiddetin, açlığın ve zorunlu göçün gölgesinde yaşam mücadelesi veriyor. Başta Gazze olmak üzere Doğu Türkistan, Sudan ve dünyanın çeşitli bölgelerinde zulüm altında kalan tüm çocukların barış, güven ve umut içinde büyüyebileceği bir geleceğe en kısa zamanda kavuşmasını temenni ediyorum.


23 Nisan’ın ülkemize, milletimize ve tüm çocuklara sağlık, huzur ve umut getirmesini diliyorum.


https://youtu.be/InTsmVmN7Pg?si=zMHeeW5PW8d_wcvt 

21 Nisan 2026 Salı

23 Nisan’da Evde Sağlık Ziyareti

Aydın İl Sağlık Müdürümüz Sayın Dr. Eser Şenkul, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla Evde Sağlık Hizmetleri’nden faydalanan çocuklarımızı ve ailelerini evlerinde ziyaret etti.


Ziyaretler kapsamında Yedi Eylül, Efeler ve Yeniköy Mahalleleri’nde ikamet eden çocuklarımızın sağlık durumları hakkında ailelerinden ve Evde Sağlık Hizmetleri ekiplerimizden bilgi alan İl Sağlık Müdürümüz, çocuklarımıza çeşitli hediyeler takdim ederek 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutladı.


İl Sağlık Müdürümüz, “Evde sağlık hizmetlerinden yararlanan hasta ve yakınlarımız hiçbir zaman yalnız değildir” diyerek, Evde Sağlık Hizmetleri ekiplerimizin vatandaşlarımızın yanında olmaya devam edeceğini vurguladı.


Ailelerimiz ise sunulan hizmetlerden duydukları memnuniyeti ifade ederek, ekiplerimize teşekkürlerini iletti.


Ziyaret programına; Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanımız ve Evde Sağlık Hizmetleri İl Koordinatörümüz eşlik etti.


17 Nisan 2026 Cuma

Çocuklukta Şiddet Tesadüf Değil, İhmallerin Sonucudur

Alkol ve uyuşturucu gibi bağımlılıklar aklı ve iradeyi zayıflatır; aile huzurunu yıkar. Dijital bağımlılık ise insanı yalnızlaştırır; merhameti köreltip acıyı “seyredilen içerik”e dönüştürebilir. Son günlerde yaşadığımız acı hadiseler bir kez daha gösterdi ki: Çocuklukta şiddet tesadüf değil, ihmallerin sonucudur.

Bu mübarek Cuma gününde Rabbimizden; evlatlarımızın emniyeti, ailelerimizin huzuru ve toplumumuzda merhamet ile adaletin güçlenmesi için dua ediyorum. Rabbim, her türlü bağımlılıktan, şiddetten ve kötülükten bizleri muhafaza eylesin.

Cumanız mübarek olsun. Selam ve dua ile…


13 Nisan 2026 Pazartesi

Sağlık Sisteminde “Suç” Tartışması: Bir İtiraf mı, Yoksa Yapısal Bir Alarm mı?

Son günlerde, Reşat Bahat’ın kamuoyuna yansıyan açıklamaları sağlık sistemine ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi. “İşlemlerin büyük kısmında suç işliyoruz” şeklinde özetlenen bu ifade, ilk bakışta sert ve sarsıcı bir itiraf gibi algılandı. Oysa bu söz, tek başına değerlendirildiğinde eksik; bağlamı içinde okunduğunda ise çok daha derin bir gerçeğin işareti.

 

Bugün Türkiye’de sağlık hizmet sunumu, kamu finansmanı ile özel sektörün hizmet üretiminin birlikte yürütüldüğü karma bir model üzerine kuruludur. Bu model, teoride erişimi genişletirken kaliteyi artırmayı hedefler. Ancak uygulamada, finansman ile maliyet arasındaki dengenin bozulması sistemin en zayıf halkasını oluşturmaktadır.

 

Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kapsamında belirlenen fiyatlar, uzun süredir artan enflasyon, dövize bağlı tıbbi giderler ve personel maliyetleri karşısında yetersiz kalmaktadır. Bu durum, özel sağlık kuruluşlarını sürdürülebilirlik açısından zorlamakta ve onları zor bir tercihle baş başa bırakmaktadır: Ya zararına hizmet sunmak ya da ilave ücretleri artırarak mali dengeyi sağlamaya çalışmak.

 

Tam da bu noktada ortaya çıkan tablo, mevzuat ile saha gerçekliği arasındaki mesafenin açıldığını göstermektedir. Bu mesafe, zamanla sistem içinde gri alanların oluşmasına neden olmakta ve tartışmaların merkezine yerleşmektedir.

 

Vatandaş açısından bakıldığında ise mesele daha nettir. Aynı sağlık hizmeti için farklı kurumlarda ciddi ücret farklılıkları oluşabilmekte, hizmet öncesi yeterli mali bilgilendirme yapılmamakta ve hak arama süreçleri çoğu zaman pratikte işletilememektedir. Bu durum, sağlık sistemine duyulan güveni doğrudan etkilemektedir.

 

Bu tartışmayı yalnızca “suç” kavramı üzerinden yürütmek, meseleyi daraltmak olur. Asıl problem, sistemin tasarımında ve işleyişinde ortaya çıkan yapısal uyumsuzluktur. Bugün karşı karşıya olduğumuz durum, bireysel ihlallerin ötesinde, sürdürülebilirlik krizinin habercisidir.

 

Eğer mevcut yapı bu şekilde devam ederse, sağlık hizmetlerinde fiilen iki katmanlı bir sistemin oluşması kaçınılmaz hale gelebilir: Kağıt üzerinde herkese eşit erişim sunan, ancak uygulamada cepten ödemelerin giderek arttığı bir yapı. Bu da hem eşitsizlikleri artırır hem de kamuya olan güveni zedeler.

 

Bu noktada yapılması gereken, meseleyi suç–ceza eksenine indirgemek değil; sistemi bütüncül bir bakış açısıyla yeniden ele almaktır. SUT fiyatlarının gerçek maliyetleri yansıtacak şekilde güncellenmesi, fiyatlandırmada şeffaflığın sağlanması ve denetim mekanizmalarının sahada etkin hale getirilmesi, atılması gereken temel adımlar arasında yer almaktadır.

 

Sonuç olarak, Reşat Bahat’ın sözleri bir itiraf olarak değil, bir uyarı olarak okunmalıdır. Bu uyarı, sağlık sisteminin mevcut haliyle sürdürülebilirliğinin sorgulanması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.

 

Sağlık hizmetlerinde kalite, erişilebilirlik ve finansal dengeyi aynı anda koruyabilmek, ancak gerçekçi ve cesur reformlarla mümkündür. Aksi halde tartışmalar devam edecek, ancak sorunlar derinleşecektir.

 

 

10 Nisan 2026 Cuma

“Allah katında yegâne din İslâm’dır.” (Âl-i İmrân, 3/19.)

Cenâb-ı Hak, dünyamızı ve âhiretimizi mamur kılmak üzere bizlere akıl ve irade vermiş; peygamberler göndermiş, kitaplar indirmiştir. “Allah katında yegâne din İslâm’dır.” (Âl-i İmrân, 3/19.) fermanıyla da kıyamete kadar gelecek bütün insanlar için İslâm’ı seçmiştir.

Yangın yerine çevrilmek istenen dünyamızı yeniden huzur yurduna dönüştürecek olan, Kur’ân-ı Kerîm’in hayat veren ilkeleridir. Gönülleri birbirine ısındıracak, insanları birbirine kaynaştıracak olan ise Allah Resûlü (s.a.s.)’in güzel ahlâkıdır.

Ancak yeryüzünün birçok yerinde yaşanan acılar sebebiyle gönlümüz bir yanıyla buruktur. Başta Mescid-i Aksâ ve Gazze olmak üzere Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Sudan’da ve dünyanın farklı coğrafyalarında zulüm altında yaşayan mazlumların hüznü, sevinçlerimize gölge düşürmektedir. Temennimiz; akan kanın durduğu, gözyaşlarının dindiği, adaletin, merhametin ve huzurun hâkim olduğu bir dünyanın mümkün olmasıdır.

Bu mübarek Cuma gününün faziletini ve icabet vaktini vesile ederek; zulüm altındaki tüm mazlumların ferahlığa kavuşmasını, barışın ve adaletin hâkim olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Cumanız mübarek olsun. Selam ve dua ile…

3 Nisan 2026 Cuma

Aydın Şehir Hastanesi Eğitim Birimi Sorumlusu Esra Bozkurt’un Gurur Verici Başarısı

Aydın Şehir Hastanesi Eğitim Birimi Sorumlusu ve Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi doktora öğrencisi Sayın Esra Bozkurt’un gurur verici başarısını paylaşmak istiyorum.

Kendisi, danışmanı Doç. Dr. Seher Sarıkaya Karabudak ile birlikte geliştirdiği “Yenidoğan Uyku Başlığı” buluşu ile Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından faydalı model tescili almıştır.

Bu yenilikçi ürün, yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde yatan bebeklerin çevresel ışık ve sesten korunmasını sağlayarak uyku kalitesini artırmayı ve sirkadiyen ritim gelişimine katkı sunmayı hedefliyor. Klinik hemşireliğinden doğan pratik bir çözüm olarak, prematüre ve yenidoğan bakımında önemli bir katkı sağlıyor.

Başarı, ADÜ Rektörü Prof. Dr. Bülent Kent ve Türk Patent ve Marka Kurumu Başkanı Prof. Dr. Muhammed Zeki Durak’ın katılımıyla düzenlenen “Sınai Mülkiyet ve Akademik Hayat” etkinliğinde belge töreniyle taçlandırıldı.

Hemşirelerimizin bilimsel üretkenliği ve yenilikçi yaklaşımları, sağlık hizmetlerimizi daha ileri taşıyor. Esra Bozkurt’u ve hocası Doç. Dr. Seher Sarıkaya Karabudak’ı yürekten tebrik ediyorum.

#Hemşirelik #YenidoğanBakımı #Patent #FaydalıModel #ADÜ #Sağlıktaİnovasyon #AydınŞehirHastanesi

https://youtu.be/9S9P_shzRj4?si=nRvGMsAeAdKuqaLa 

 

1 Nisan 2026 Çarşamba

ORTA DOĞU’DA YENİ KIRILMA HATTI

ORTA DOĞU’DA YENİ KIRILMA HATTI


KUTSAL ÜZERİNDEN SESSİZ KUŞATMA


Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’un “Mescid-i Aksa’nın yıkımına hazırlık” uyarısı, bir diplomatik çıkış değil; küresel bir kırılmanın habercisi.

Sorun artık sadece toprak değil — kutsal, kimlik ve egemenlik meselesi.


Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’un,

“İsrail’in esas niyeti Mescid-i Aksa’nın yıkımına hazırlık sürecini başlatmaktır” sözü, sıradan bir diplomatik tepki değildir.Bu söz; bir tarih muhasebesi, bir vicdan çağrısı ve bir hakikat beyanıdır.


MESELE ARTIK TOPRAK DEĞİL, KUTSALDIR


Mescid-i Aksa sadece bir taş yapı değildir.

O; bir hafızadır.

O; bir kimliktir.

O; asırlardır diri kalan bir medeniyet iddiasıdır.


Bu yüzden Aksa’ya yönelen her müdahale, yalnızca Filistinlilere değil; bütün Müslümanlara yönelmiş bir meydan okumadır.


“GÜVENLİK” ADI ALTINDA EGEMENLİK DAYATMASI


Bugün “güvenlik” bahanesiyle yapılanlar, gerçekte egemenlik dayatmasının basamaklarıdır. İbadetin engellenmesi, erişimin kısıtlanması ve insanların kutsal mekânın dışında bırakılması artık inkâr edilemeyecek bir gerçektir.


YIKIM HER ZAMAN BULDOZERLE OLMAZ

Kapıları kapatarak

İbadeti engelleyerek

Statüyü aşındırarak

Kutsiyeti tartışmaya açarak


Bir mabed, yıkılmadan da hedef alınabilir.


ADI KONMAMIŞ KUŞATMA


İsrail devleti resmî olarak “yıkacağız” demiyor olabilir. Ama sahadaki gerçeklik, bu inkârı anlamsız kılmaktadır.


Fanatik çevrelerin cüreti, oldu-bitti siyaseti ve uluslararası sessizlik, niyetin yönünü açıkça ortaya koymaktadır.


Asıl tehlike: Bir anda gelen yıkım değil, her gün normalleşen saldırıdır.


BU, TARİHİ HAFIZAYA MÜDAHALEDİR


Erişimi sınırlandırın.

İbadeti denetim altına alın.

Statüyü değiştirin.


Sonra bunu “güvenlik” diyerek meşrulaştırın.


Bu sadece siyaset değildir.

Bu, hafızayı silme girişimidir.


BU EMANETİN MUHATABI 1.5 MİLYAR İNSAN


Mescid-i Aksa, yaklaşık 1,5 milyar Müslümanın kalbinde yer eden bir emanettir.


Bu emanete uzanan el; yalnızca taş duvarlara değil, bir inanca, bir kimliğe ve bir medeniyet hafızasına uzanmaktadır.


Bu müdahale sadece bölgesel kriz değil, küresel vicdan kırılması üretir.


SUSKUNLUK TARAFSIZLIK DEĞİLDİR


Türkiye’nin yükselttiği sert ses, abartı değil; gecikmiş ama zorunlu bir ikazdır.


Çünkü bu meselede suskunluk:

👉 Tarafsızlık değil

👉 Meşruiyet üretmektir


Bugün mesele artık sadece Filistin meselesi değildir.


Mesele;

kutsalın savunulup savunulamayacağı,

hukukun mu zorbalığın mı kazanacağı,

hafızanın mı dayatmanın mı galip geleceğidir.


Mescid-i Aksa’ya uzanan her el, yalnızca Kudüs’e değil; bir inancın haysiyetine uzanmaktadır.