Bu Blogda Ara

5 Temmuz 2026 Pazar

Ağır Hastalık Nedeniyle Aile Hekimliği Sözleşmesinin Feshi

 

Hukuk Devleti, Çalışma Hakkı ve Sosyal Devlet İlkesi Açısından Bir Değerlendirme

Dr. Akif AKÇA

Giriş

Bir kamu görevlisinin, özellikle de toplum sağlığını korumakla görevli bir hekimin ağır bir hastalık geçirmesi durumunda nasıl korunacağı, yalnızca personel yönetimine ilişkin teknik bir konu değildir. Aynı zamanda hukuk devleti, sosyal devlet, çalışma hakkı ve insan onurunun korunması bakımından değerlendirilmesi gereken önemli bir kamu politikası meselesidir.

Son günlerde kamuoyuna yansıyan bir olayda, beyin kanaması geçirerek yaklaşık altı ay sağlık kurulu raporu kullanan bir aile hekiminin aile hekimliği sözleşmesinin feshedilmesi, sağlık camiasında ve hukuk çevrelerinde geniş yankı uyandırmıştır.

Bu olay, kamu hizmetinin sürekliliği ile kamu görevlilerinin sağlık ve çalışma hakları arasında nasıl bir denge kurulması gerektiği sorusunu yeniden gündeme taşımaktadır.

Olayın Özeti

Basına yansıyan bilgilere göre:
• Bir aile hekimi, geçirdiği beyin kanaması nedeniyle uzun süre tedavi görmüş,
• Yaklaşık altı ay sağlık kurulu raporu kullanmış,
• İlgili mevzuatta öngörülen rapor süresinin aşılması gerekçesiyle aile hekimliği sözleşmesi feshedilmiştir.

Kamuoyunda en fazla tartışılan husus ise, ağır bir hastalık nedeniyle görev yapamayan bir hekimin sözleşmesinin sona erdirilmesinin hukuki ve vicdani yönüdür.

Aile Hekimliği Sözleşmesinin Feshi Memuriyetin Sona Ermesi Anlamına Gelmez

Kamuoyunda oluşan yanlış algılardan biri, sözleşmenin feshedilmesinin devlet memurluğundan çıkarılma anlamına geldiği yönündedir.

Oysa aile hekimliği, 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu kapsamında sözleşmeli olarak yürütülen özel bir görev modelidir.

Bu nedenle;
• sona eren husus aile hekimliği sözleşmesidir,
• hekimin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamındaki memuriyet statüsü ise devam etmektedir.

Dolayısıyla ilgili hekimin, Sağlık Bakanlığınca uygun görülen başka bir kamu görevinde değerlendirilmesi mümkündür.

Asıl Tartışılması Gereken Husus

Bu olayın merkezinde, sözleşmenin teknik olarak sona ermesi değil; ağır bir hastalık geçiren bir kamu görevlisinin tedavisini tamamladıktan sonra mesleki geleceğinin nasıl korunacağı sorusu bulunmaktadır.

Beyin kanaması, kanser veya benzeri ağır hastalıklar kişinin iradesi dışında gelişen sağlık sorunlarıdır. Böyle bir süreçte uzun süreli tedavi görmek zorunda kalan bir sağlık çalışanının, iyileştikten sonra görevine dönebilme imkânının bulunup bulunmaması sosyal devlet anlayışı bakımından önem taşımaktadır.

Bu noktada kamu hizmetinin sürekliliği ile çalışan haklarının dengeli biçimde korunması gerekmektedir.

Anayasal İlkeler Bakımından Değerlendirme

Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen sosyal devlet ilkesi, 49. maddesinde güvence altına alınan çalışma hakkı ve 56. maddesinde yer alan sağlık hakkı birlikte değerlendirildiğinde, kamu personelinin ağır hastalık dönemlerinde korunmasına ilişkin düzenlemelerin yalnızca hizmetin devamlılığı açısından değil, temel hak ve özgürlükler yönünden de ele alınması gerektiği görülmektedir.

Bu çerçevede, ağır hastalık nedeniyle uzun süre görev yapamayan personel hakkında uygulanan idari işlemlerin ölçülülük, hakkaniyet ve kamu yararı ilkeleri bakımından da değerlendirilmesi önem arz etmektedir.

Kamu Hizmetinin Sürekliliği ile Çalışan Hakları Arasındaki Denge

Şüphesiz devletin sağlık hizmetini kesintisiz sunma yükümlülüğü bulunmaktadır.

Ancak bu yükümlülüğün; ağır hastalık geçiren personelin kazanılmış haklarının korunması, tedavisini tamamladıktan sonra yeniden kamu hizmetine dönebilmesine imkân tanınması ve geçici sağlık sorunlarının kalıcı mesleki mağduriyetlere dönüşmemesi ilkeleriyle birlikte değerlendirilmesi, çağdaş kamu yönetimi anlayışının da bir gereğidir.

İyi işleyen bir kamu personel sistemi, yalnızca hizmetin devamını değil, hizmeti sunan insan kaynağının korunmasını da esas almalıdır.

Hukuki Süreç ve Olası Yargısal Değerlendirme

Konuya ilişkin olarak çeşitli meslek örgütleri ve hukukçular tarafından ilgili düzenlemenin iptali, Anayasa'ya aykırılık iddialarının ileri sürülmesi ve çalışma hakkı ile sosyal devlet ilkesi yönünden yargısal denetime tabi tutulması gibi hukuki girişimlerin gündeme gelebileceği ifade edilmektedir.

Bu nedenle, önümüzdeki dönemde idari yargının vereceği kararlar yalnızca bu somut olay açısından değil, aile hekimliği uygulamasının geleceği bakımından da emsal oluşturabilecek nitelikte olabilir.

Sonuç

Ağır hastalık, bireyin kendi iradesiyle seçtiği bir durum değildir.

Toplum sağlığı için fedakârca görev yapan sağlık çalışanlarının, yaşamı tehdit eden hastalıklar nedeniyle tedavi görmek zorunda kaldıkları dönemlerde, yalnızca sağlıklarını değil mesleki geleceklerini de kaybetme endişesi yaşamamaları gerekir.

Elbette kamu hizmetinin sürekliliği korunmalıdır. Ancak hukuk devleti, yalnızca hizmetin devamlılığını değil; o hizmeti sunan insanın emeğini, onurunu ve temel haklarını da güvence altına alabildiği ölçüde gerçek anlamına ulaşır.

Bu nedenle aile hekimliği sisteminde uzun süreli hastalık izinlerine ilişkin düzenlemelerin; sosyal devlet ilkesi, çalışma hakkı, ölçülülük, hakkaniyet ve insan onurunun korunması ekseninde yeniden değerlendirilmesi, hem sağlık çalışanlarının motivasyonu hem de kamu yönetimine duyulan güven açısından önem taşımaktadır.

Son Söz

“Bir hukuk devletinin gücü, yalnızca kamu hizmetini kesintisiz sürdürebilmesinde değil; o hizmeti sunan insanı en zor gününde de koruyabilmesinde ortaya çıkar.”

Anahtar Kelimeler

Aile Hekimliği, 5258 sayılı Kanun, Sağlık Hukuku, Kamu Personeli, Çalışma Hakkı, Sosyal Devlet, Hukuk Devleti, İdare Hukuku, Sağlık Politikaları, İnsan Hakları.

Not

Bu yazı, kamuoyuna yansıyan bilgiler ve yürürlükteki mevzuat esas alınarak hazırlanmış hukuki ve idari bir değerlendirme niteliğindedir. Somut olayın tüm hukuki ayrıntıları yargısal süreç sonunda netleşeceğinden, yazıda yer verilen değerlendirmeler genel hukuki ilkeler çerçevesinde ele alınmıştır.

 


3 Temmuz 2026 Cuma

“Erkek olsun kadın olsun, kim inanmış bir insan olarak dünya ve âhirete yararlı işler yaparsa kesinlikle ona güzel bir hayat yaşatacağız ve böylelerinin ecirlerini de muhakkak surette yapmış olduklarının daha güzeliyle vereceğiz.” (Nahl, 16/97)


Yüce Kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:

“Erkek olsun kadın olsun, kim inanmış bir insan olarak dünya ve âhirete yararlı işler yaparsa kesinlikle ona güzel bir hayat yaşatacağız ve böylelerinin ecirlerini de muhakkak surette yapmış olduklarının daha güzeliyle vereceğiz.” (Nahl, 16/97)

Bu ilâhî müjde, imanla yapılan her hayırlı amelin hem dünyada huzura hem de âhirette ebedî mükâfata vesile olacağını bizlere hatırlatmaktadır.

Bugün ise inananları acı ve gözyaşına mahkûm etmek, İslâm beldelerinin yer altı ve yer üstü zenginliklerini sömürmek isteyen zalimler; başta Gazze ve Filistin olmak üzere birçok farklı coğrafyada yeni acılar ve insani trajediler yaşatmak için her yolu denemektedir.

Myanmar’ın Arakan Eyaleti’nde Rohingya Müslümanlarına karşı gerçekleştirilen şiddet, zulüm ve vahşet sebebiyle nice aileler yurtlarını terk etmekte; güvenlik ve sığınma arayışıyla Bangladeş’e sığınmak zorunda kalmaktadır.

Bu mübarek Cuma’nın hürmetine; başta Gazze, Sudan, Doğu Türkistan ve Arakan olmak üzere dünyanın neresinde olursa olsun zulme uğrayan tüm mazlumların ferahlığa kavuşmasını, haksızlıkların sona ermesini; yeryüzünde adaletin, merhametin ve huzurun hâkim olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Cumanız mübarek olsun. Selam ve dua ile…

2 Temmuz 2026 Perşembe

Nevzat Erten’in Yengesi Ayşe Eftelioğlu Erten'e Allah’tan Rahmet Diliyorum.

Aydın Şehir Hastanesi’nde birlikte görev yaptığımız değerli çalışma arkadaşımız, Kalite ve Destek Müdürü Nevzat Erten’in muhterem yengesi Ayşe Eftelioğlu Erten Hanımefendi’nin vefatını derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyorum.  

Merhumeye Allah’tan rahmet; başta ailesi olmak üzere tüm yakınlarına ve sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyorum.  Rabbim mekânını cennet, ruhunu şâd eylesin.

30 Haziran 2026 Salı

Egemenlik, Turizm ve Kamu Düzeni: Devletin İnce Dengesi


 

“Devlet olmak; yalnızca sınırları korumak değil, özgürlük ile kamu düzeni, misafirperverlik ile egemenlik arasında adil ve sürdürülebilir bir denge kurabilmektir.”

Son günlerde uluslararası bir kruvaziyer organizasyonunun Türkiye limanlarını ziyaret edeceğine ilişkin haberler kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Organizasyon etrafında oluşan tartışmalar; turizm politikalarının ötesinde, kamu düzeni, devletin egemenlik yetkisi ve hukuk devleti ilkeleri bakımından önemli soruları yeniden gündeme taşıdı.

İlgili kamu makamlarının yaptığı değerlendirmeler sonucunda organizasyonun rotası değiştirilmiş ve Türkiye limanları programdan çıkarılmıştır. Somut olay bakımından tartışma sona ermiş görünse de geride kamu yönetimini ilgilendiren daha temel bir soru kalmıştır:

Benzer durumlarla gelecekte yeniden karşılaşıldığında devlet nasıl hareket etmelidir?

Bu sorunun cevabı, günübirlik tartışmalarda değil; anayasal ilkelerde, hukuk devletinin gereklerinde ve kamu yönetiminin temel sorumluluklarında aranmalıdır.

Devletin Egemenlik Yetkisi

Devlet olmanın en temel unsurlarından biri, ülke sınırları üzerinde egemenlik yetkisinin kullanılmasıdır. Kara sınırları, hava sahası, limanlar ve gümrük kapıları; devlet egemenliğinin fiilen uygulandığı alanlardır.

Türkiye Cumhuriyeti de diğer bütün egemen devletler gibi ülkesine giriş yapacak kişi, gemi ve uluslararası organizasyonları kendi hukuk düzeni içerisinde değerlendirme yetkisine sahiptir. Pasaport işlemleri, sınır güvenliği, gümrük denetimleri, liman mevzuatı ve halk sağlığı uygulamaları bu egemenlik yetkisinin doğal sonuçlarıdır.

Ancak hukuk devletinde egemenlik yetkisi sınırsız değildir. İdarenin bütün işlemleri hukuka dayanmalı; ölçülülük, eşitlik, nesnellik ve gerekçelilik ilkeleri gözetilmelidir. Güçlü devlet ile hukuk devleti birbirine alternatif değil, birbirini tamamlayan iki temel değerdir.

Kamu Düzeni: Güvenlikten Daha Fazlası

Kamu düzeni çoğu zaman yalnızca güvenlik kavramıyla özdeşleştirilir. Oysa kamu düzeni; toplum huzuru, kamu güvenliği, kamu sağlığı, kamu hizmetlerinin sürekliliği ve sosyal barışı kapsayan çok boyutlu bir kavramdır.

Bu nedenle kamu makamlarının görevi yalnızca suç işlendikten sonra müdahale etmek değildir. Olası riskleri önceden değerlendirmek, toplumsal huzuru koruyacak tedbirleri hukuk çerçevesinde planlamak da kamu yönetiminin asli görevleri arasındadır.

Ancak hukuk devletinde hiçbir idari işlem varsayımlara veya soyut kanaatlere dayanamaz. Her karar somut olgularla desteklenmeli; alınan tedbir ile ulaşılmak istenen kamu yararı arasında makul ve ölçülü bir denge kurulmalıdır.

Turizm Politikaları ve Toplumsal Hassasiyetler

Türkiye, dünyanın önde gelen turizm ülkelerinden biridir. Her yıl milyonlarca ziyaretçiyi ağırlayan ülkemiz için kruvaziyer turizmi ekonomik ve kültürel açıdan önemli bir potansiyel taşımaktadır.

Ancak turizm yalnızca ekonomik bir faaliyet değildir. Aynı zamanda ülkelerin kültürel kimliğini, toplumsal yapısını ve uluslararası itibarını etkileyen stratejik bir alandır.

Her toplumun tarihî birikimi, kültürel değerleri ve sosyal hassasiyetleri vardır. Kamu yönetiminin görevi, bu değerleri hukukun çizdiği sınırlar içerisinde gözetirken, temel hak ve özgürlükleri de güvence altına almaktır.

Çağdaş devlet yönetiminin başarısı, farklı değerler arasında adil ve hukuka uygun bir denge kurabilmesinde yatar.

Önleyici ve Öngörülebilir Bir İdari Politika

Benzer tartışmaların her olayda yeniden yaşanmaması için kurumsallaşmış, şeffaf ve öngörülebilir bir idari politika geliştirilmesi önem taşımaktadır.

Bu kapsamda;

  • Uluslararası organizasyonlar ilgili kamu kurumlarınca önceden değerlendirilmelidir.

  • Kamu düzeni, sınır güvenliği, liman güvenliği ve halk sağlığı açısından kapsamlı risk analizleri yapılmalıdır.

  • Gerektiğinde ilgili kamu kurumları arasında etkin koordinasyon sağlanmalıdır.

  • Alınacak kararlar açık hukuki gerekçelere dayanmalı ve kamuoyu zamanında bilgilendirilmelidir.

Şeffaflık yalnızca vatandaşın bilgi edinme hakkını güçlendirmez; aynı zamanda kamu kurumlarına duyulan güveni ve alınan kararların meşruiyetini de artırır.

Sonuç

Küreselleşmenin hız kazandığı günümüzde devletler; turizm, ekonomi, güvenlik, kültürel değerler ve temel haklar arasında her geçen gün daha karmaşık denge sorunlarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Bu nedenle kamu yönetiminin başarısı, her yeni olaya aynı refleksle tepki vermesinde değil; önceden belirlenmiş hukuk kuralları ve kurumsal ilkeler doğrultusunda hareket edebilmesinde yatar.

Demokratik hukuk devletlerinde kamu düzeninin korunması ile temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması birbirine rakip hedefler değildir. Aksine, biri diğerinin meşruiyetini güçlendiren iki temel anayasal değerdir. Kamu otoritesinin görevi de bu iki değeri karşı karşıya getirmek değil; adalet, ölçülülük ve hukukun üstünlüğü ilkeleri çerçevesinde uyum içinde yaşatmaktır.

Türkiye, tarih boyunca farklı medeniyetlerin buluştuğu; misafirperverliğiyle tanınan, aynı zamanda güçlü devlet geleneğine sahip bir ülkedir. Bu tarihî miras, hem dünyaya açık olmayı hem de kamu düzenini korumayı birlikte mümkün kılan bir yönetim anlayışını gerekli kılmaktadır.

Sonuç olarak devletin gerçek gücü; yalnızca egemenlik yetkisine sahip olmasında değil, bu yetkiyi hukuka bağlılık, şeffaflık, öngörülebilirlik, ölçülülük ve kamu yararı ilkeleri doğrultusunda kullanabilmesinde ortaya çıkar.

Çünkü güçlü devlet, sınırlarını koruyan devletten önce; hukukunu koruyan devlettir.

24 Haziran 2026 Çarşamba

Bir Veda, Bir Teşekkür ve Güzel Hatıralar...


Değerli Mesai Arkadaşlarım,

Sağlık Bakanlığımızın 24.06.2026 tarihli Oluru ile Nazilli Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcılığı görevine atanmış bulunmam nedeniyle bugün itibarıyla Aydın Şehir Hastanesi Başhekim Yardımcılığı görevimden ayrılıyorum.

Aydın Şehir Hastanesi’nde görev yaptığım süre boyunca; başta Sayın Başhekimimiz olmak üzere, birlikte çalışma fırsatı bulduğum tüm hekim arkadaşlarıma, idareci meslektaşlarıma, hemşirelerimize, sağlık çalışanlarımıza ve idari personelimize teşekkür ediyorum.

Yeni kurulan ve her geçen gün büyüyen bu büyük sağlık ailesinin bir parçası olmak benim için önemli bir tecrübe ve kıymetli bir hatıra olmuştur. Birlikte yürüttüğümüz çalışmalarda gösterdiğiniz samimiyet, fedakârlık ve iş birliği sayesinde birçok zorluğun üstesinden gelerek hastalarımıza en iyi hizmeti sunmaya gayret ettik.

Görevler, makamlar ve çalışma yerleri zamanla değişebilir; ancak kurulan dostluklar, paylaşılan emekler ve bırakılan güzel izler daima baki kalır. Bu süreçte bilmeden kırdığım, üzdüğüm veya hakkına girdiğim bir arkadaşım olduysa affını ve helalliğini rica ediyorum. Benim de herkese hakkım helaldir.

Nazilli Devlet Hastanesi’nde sürdüreceğim görevim boyunca da Aydın ilimizin sağlık hizmetlerine katkı sunmaya devam edeceğim. Yollarımızın ve gönüllerimizin daima bir olması temennisiyle hepinize sağlık, huzur ve başarı dolu günler diliyorum.

Emekleriniz, dostluğunuz ve güzel hatıralarınız için gönülden teşekkür ederim.

Allah’a emanet olun.

Saygı ve muhabbetlerimle,


21 Haziran 2026 Pazar

Dr. Ayşe Gizem Maral’ın kıymetli babası, emekli Aydın Hâkimi Ali Çağan’a Rahmet Diliyorum

Aydın Şehir Hastanesi Evde Sağlık Hizmetleri Biriminde görev yapan Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Ayşe Gizem Maral’ın kıymetli babası, emekli Aydın Hâkimi Ali Çağan’ın vefat ettiğini derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyorum.

Merhuma Allah’tan rahmet; başta değerli meslektaşımız Dr. Ayşe Gizem Maral olmak üzere ailesine, yakınlarına ve sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyorum.

Ruhu şâd, mekânı cennet olsun.


19 Haziran 2026 Cuma

“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın.” (Âl-i İmrân, 3/105)


Cenâb-ı Hakk’ın, “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın.” (Âl-i İmrân, 3/105) emri gereğince; birbirimize kenetlenmeli, İslâm kardeşliğine zarar verecek her türlü söz, tutum ve davranıştan sakınmalıyız.

Bugün, inananları acı ve gözyaşına mahkûm etmek, İslâm beldelerinin yer altı ve yer üstü zenginliklerini sömürmek isteyen zalimler; başta Gazze ve Filistin olmak üzere birçok farklı coğrafyada yeni Kerbelâlar yaşatmak için her yolu denemektedir.

Myanmar’ın Arakan Eyaleti’nde Rohingya Müslümanlarına karşı gerçekleştirilen şiddet, zulüm ve vahşet sebebiyle nice aileler yurtlarını terk etmek, güvenlik ve sığınma arayışıyla Bangladeş’e sığınmak zorunda kalmıştır. Bu acılar, ümmetin ve insanlığın ortak vicdanında derin yaralar açmaktadır.

Bu mübarek Cuma’nın hürmetine; başta Gazze, Sudan, Doğu Türkistan ve Arakan olmak üzere dünyanın neresinde olursa olsun zulme uğrayan tüm mazlumların ferahlığa kavuşmasını, haksızlıkların sona ermesini, yeryüzünde adaletin, merhametin ve huzurun hâkim olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Cumanız mübarek olsun. Selam ve dua ile…

Evde Sağlık Hizmetlerinde Güçlü Koordinasyon

Sağlık Bakanımız Sayın Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun, evde sağlık ve palyatif bakım hizmetlerinin koordinasyonunu güçlendirecek yeni yönetmelik çalışması; hizmetin niteliği, erişilebilirliği ve sürdürülebilirliği açısından önemli bir adımdır. Evde sağlık hizmetleri; yaşlı, kronik hastalığı bulunan, yatağa ve cihaza bağımlı vatandaşlarımız ile palyatif bakım ihtiyacı olan hastalarımız için büyük önem taşımaktadır. Yeni düzenleme ile evde sağlık birimleri, palyatif bakım merkezleri, hastaneler, aile hekimliği ve sosyal hizmetler arasında daha güçlü bir koordinasyon sağlanması; hasta takibi, sevk süreçleri ve hizmet sürekliliğinin güçlendirilmesi hedeflenmektedir. Bu adımlar; hastalarımızın yaşam kalitesinin artırılması, ailelerimizin bakım yükünün hafifletilmesi ve hizmet süreçlerinin daha etkin yürütülmesi açısından önemli katkılar sunacaktır. Evde sağlık ve palyatif bakım hizmetlerinin daha erişilebilir, kaliteli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşması için atılan her adım kıymetlidir.

https://youtu.be/DnlB17Q-rHQ

 

16 Haziran 2026 Salı

Muharrem-i Şerîf ayımız ve Hicrî 1448 yılımız mübarek olsun


Cenâb-ı Hakk’ın lütuf ve inayetiyle Hicrî 1448 yılına kavuşmanın huzurunu yaşamaktayız. Bu vesileyle Muharrem-i Şerîf ayınızı ve Hicrî yeni yılınızı tebrik ediyorum.

Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “İman edip hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler, muhacirleri barındırıp yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin dostlarıdır...” (Enfâl, 8/72)

Allah Resûlü (s.a.s.), Muharrem ayını “Allah’ın ayı” olarak nitelendirmiş; Ramazan’dan sonra en faziletli orucun bu ayda tutulan oruç olduğunu haber vermiştir. Muharrem ayı; muhasebenin, tövbenin, sabrın ve manevî yenilenmenin ayıdır.

Hicrî yeni yılımızın; mazlumların yüzlerinin gülmesine, akan kan ve gözyaşının dinmesine, insanlığın huzur ve selâmete ermesine, birlik, beraberlik ve kardeşliğimizin pekişmesine vesile olmasını Yüce Rabbimizden niyaz ediyorum.

Başta Gazze, Kudüs ve Mescid-i Aksâ olmak üzere Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Sudan’da ve dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan zulümlerin sona ermesini; hak ve adaletin hâkim olduğu, barış ve huzurun kalıcı hâle geldiği bir dünyanın inşa edilmesini temenni ediyorum.

Muharrem-i Şerîf ayımız ve Hicrî 1448 yılımız mübarek olsun.

14 Haziran 2026 Pazar

Araştırma Üniversitesinden Etki Üniversitesine


Son günlerde paylaşılan “Türkiye’nin En Başarılı 10 Rektörü” listesi, yükseköğretimde başarı kavramını yeniden tartışmaya açtı.


Uluslararası sıralamalarda yayın sayısı, atıf etkisi, araştırma kalitesi ve akademik görünürlük elbette önemlidir. Ancak bu göstergeler çoğu zaman rektörlerden çok üniversitelerin kurumsal birikimini, akademik kadrosunu, bütçesini ve araştırma altyapısını yansıtır.


Bu nedenle bu tür listeleri “en başarılı rektörler” yerine “uluslararası sıralamalarda öne çıkan üniversiteler” olarak okumak daha doğru olacaktır.


Bugün üniversitelerden beklenen yalnızca bilimsel yayın üretmeleri değildir. Üretilen bilginin topluma, ekonomiye, sağlığa, teknolojiye ve kamu politikalarına ne kadar katkı sunduğu da en az akademik performans kadar önemlidir.


Geleceğin üniversiteleri; yayın odaklı olmanın yanında etki odaklı düşünen, teknoloji transferini destekleyen, girişimciliği güçlendiren ve toplumsal sorunlara çözüm üreten kurumlar olacaktır.


Sonuç olarak, üniversitelerin başarısı sadece kaç makale yayımladığıyla değil; ürettiği bilginin insana, topluma ve ülkeye ne kadar fayda sağladığıyla ölçülmelidir.


Araştırma üniversitesinden etki üniversitesine geçiş, yükseköğretimin yeni vizyonu olmalıdır.

12 Haziran 2026 Cuma

“Ey iman edenler! Sorumluluklarınıza dikkat edin. Siz doğru gittiğiniz takdirde yanlış yola sapanlar size zarar veremez.” (Mâide, 5/105)


Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Sorumluluklarınıza dikkat edin. Siz doğru gittiğiniz takdirde yanlış yola sapanlar size zarar veremez.” (Mâide, 5/105)

Evet, nemelazımcı ve vurdumduymaz olmak Müslümana yakışmaz. Mümin; sorumluluklarını bihakkın yerine getirmenin gayretinde olan, dünyanın neresinde olursa olsun her mazlumun acısını ve her mağdurun sızısını yüreğinde hisseden kimsedir.

Ne var ki bugün, emperyalist güçlerin desteğini arkasına alan İsrail’in, bütün dünyanın gözü önünde Gazze’de mağdur ve mazlum Filistinlilere yönelik sürdürdüğü ağır saldırılar devam etmektedir. Bu saldırıların sona erdirilmesi, savaş hukukuna aykırı uygulamaların durdurulması ve bölgede kalıcı barışın tesis edilmesi için uluslararası aktörlerin sorumluluk alması gerekmektedir.

Bu mübarek Cuma günü hürmetine; başta Gazze, Sudan ve Doğu Türkistan olmak üzere dünyanın neresinde olursa olsun zulme uğrayan tüm mazlumların ferahlığa kavuşmasını, haksızlıkların sona ermesini; yeryüzünde adaletin, merhametin ve huzurun hâkim olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Cumanız mübarek olsun. Selam ve dua ile…

7 Haziran 2026 Pazar

Beşeylül İstasyon Camii’nin sessiz çağrısına kulak vermek, kültürel mirasımıza sahip çıkmak demektir.



Aydın’ın Kuyucak ilçesine bağlı Beşeylül Mahallesi sınırlarında yer alan ve halk arasında “İstasyon Camii” olarak bilinen yaklaşık bir asırlık Beşeylül İstasyon Camii, yalnızca eski bir ibadethane değil; göç yollarının, demiryolu kültürünün ve kırsal yaşamın hafızasını günümüze taşıyan sessiz bir tarih tanığıdır.


Bir zamanlar yolculara, çiftçilere, çobanlara ve istasyon çevresindeki insanlara hizmet veren bu mütevazı mescit; bugün duvarlarındaki derin çatlaklar, dökülen sıvaları ve yorgun görüntüsüyle adeta yardım beklemektedir.


Yapıda görülen bozulmalar, yalnızca bir binanın değil; bir dönemin yaşam biçiminin, hatıralarının ve kültürel mirasının da yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu göstermektedir.


Geçmiş ile gelecek arasında köprü vazifesi gören bu tür eserlerin korunması, taş ve harçtan ibaret yapıların değil; aynı zamanda toplumsal hafızamızın, yerel kimliğimizin ve ortak geçmişimizin yaşatılması anlamına gelmektedir.


Beşeylül İstasyon Camii’nin sessiz çağrısına kulak vermek, kültürel mirasımıza sahip çıkmak demektir.


VİCDANIN SUSTUĞU YERDE TİCARET KONUŞMAMALI


İnsan onuru kârdan, toplumsal barış ise kötü esprilerden daha değerlidir.

Koç Topluluğu şirketlerinden Düzey ile İsrail merkezli Nayax arasındaki iş birliği, Gazze’de yaşanan insanlık dramı karşısında vicdanları yaralamaktadır.

Hiçbir ticari gerekçe, on binlerce insanın hayatını kaybettiği bir trajedi karşısında kamuoyunun ahlaki sorgulamasını ortadan kaldıramaz. Büyük sermaye gruplarının sadece ekonomik değil, vicdani ve toplumsal sorumlulukları da vardır.

Öte yandan Rahmi Koç’un Kürt kadınlarını konu alan ifadeleri; mizah sınırlarını aşan, etnik kimliği ve kadın onurunu inciten talihsiz sözler olarak hafızalara kazınmıştır.

Toplumsal barış; farklı kimliklere saygı, insan onuruna bağlılık ve ortak vicdanla korunabilir.

Kamuoyunun beklentisi açıktır:

• İsrail merkezli şirketlerle sürdürülen ilişkiler konusunda şeffaf açıklama yapılması,
• Toplumsal kesimleri inciten söylemler konusunda açık sorumluluk alınması,
• Vicdanları rahatlatacak samimi bir duruş sergilenmesi.

Çünkü mesele sadece ticaret değil, vicdandır.

Zulüm karşısında sessizlik de, ayrımcılığı “espri” diye geçiştirmek de kabul edilemez.

https://www.instagram.com/p/DZQI3DoMOt3/?igsh=dTk1d2I2cG9xbzg=

 

28 Mayıs 2026 Perşembe

Kurban Bayramınız Mübarek Olsun


Birlik, beraberlik ve toplumsal yardımlaşmanın en üst seviyede yaşandığı; sevinçlerin paylaşıldığı Kurban Bayramı’nız mübarek olsun. Bu bayramın sevinç ve huzuru yüreklerimizi doldururken, yaşamakta olduğumuz zor günlerin—inşâallah—daha huzurlu yarınların doğum sancıları olmasını temenni ediyorum.

Ne var ki bütün dünyanın gözü önünde, silahların gölgesinde bayram sevincini hakkıyla yaşayamayan mazlumlar var. Başta Gazze ve Filistin olmak üzere; Sudan’da, Doğu Türkistan’da ve yeryüzünün farklı coğrafyalarında akan kanın ve gözyaşının dinmesini; zalimlerin zulmü altında inleyen mazlumların ferahlığa kavuşmasını, özgürlüklerine erişmesini ve temel insan haklarının en adil şekilde yerine getirildiği bir geleceğin tesisini Yüce Allah’tan diliyorum.

Bu hissiyatla; bayramların bayram gibi yaşandığı, barışın, huzurun, hak ve adaletin yeryüzünün her yerine hâkim olduğu bir dünyanın inşasına vesile olmasını niyaz ediyor; sizlere, ailenize ve tüm sevdiklerinize sağlık ve afiyet içinde nice bayramlar temenni ediyorum.

Hayırlı bayramlar…

https://www.instagram.com/p/DY2TBZmM6jd/?igsh=MTRvNWNvaDIzb2EzNw==

23 Mayıs 2026 Cumartesi

TUS Tercihleri: Hekimliğin Sosyolojik Röntgeni

TUS tercih tabloları artık yalnızca akademik başarı sıralamasını değil; Türkiye’de hekimliğin nasıl yaşandığını gösteren sosyolojik bir röntgen niteliği taşıyor.

En çarpıcı gerçek şu:

“Son sıralardaki bölümler, aslında hayatın en gerekli bölümleri.”

Çünkü insan, hayatının en kritik anlarında bir çocuk doktoruna, bir iç hastalıkları uzmanına, bir nöroloğa, bir enfeksiyon hastalıkları uzmanına, bir genel cerraha, bir kadın doğum uzmanına, bir acil tıp hekimine mutlaka ihtiyaç duyuyor.

Buna rağmen bu branşların giderek daha az tercih edilmesi; genç hekimlerin bu alanları değersiz gördüğünü değil, sistemin bu alanları giderek daha ağır, riskli ve sürdürülemez hâle getirdiğini gösteriyor.

Ağır nöbet yükü, yüksek hasta sayısı, sağlıkta şiddet riski, malpraktis baskısı, performans sistemi, yetersiz özlük hakları ve giderek derinleşen tükenmişlik…

Bugünün genç hekimi artık yalnızca “iyi hekim olmayı” değil, aynı zamanda “insanca yaşayabilmeyi” de düşünerek tercih yapıyor.

Bu nedenle daha kontrollü yaşam sunan branşlar yükselirken; Pediatri, Genel Cerrahi, Kadın Doğum ve Acil Tıp gibi sağlık sisteminin omurgasını oluşturan alanlar geriye düşüyor.

Asıl mesele tam da burada başlıyor:

Toplumun en çok ihtiyaç duyduğu branşlarla, hekimlerin en sürdürülebilir gördüğü branşlar artık aynı noktada buluşmuyor.

Bu tablo uzun vadede yalnızca hekimleri değil; çocuk hastaları, acil servisleri, ameliyat bekleyen vatandaşları, anne adaylarını ve doğrudan toplum sağlığını etkileyecek ciddi bir yapısal soruna dönüşebilir.

Belki de bugün sormamız gereken soru şudur:

“Genç hekimler neden bu branşlardan kaçıyor?” değil,

“Bu branşlar neden yaşanamaz hâle geldi?”

19 Mayıs 2026 Salı

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı Kutlu Olsun


19 Mayıs, istiklali şiar edinmiş aziz milletimizin; tüm zorluklara rağmen hürriyetinden ve bağımsızlığından asla vazgeçmeyeceğini tüm dünyaya ilan ettiği kutlu mücadelenin simgesidir.

İstiklâl ve istikbâl mücadelemizin ilk adımının atıldığı 19 Mayıs’ın 107’nci yıl dönümünde; Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere, vatanımızın bağımsızlığı uğruna mücadele eden Kurtuluş Savaşımızın tüm kahramanlarını, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi minnet, rahmet ve şükranla yâd ediyorum.

Cumhuriyetimizin emanet edildiği; ülkesine, değerlerine ve geleceğine sahip çıkan tüm gençlerimizin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun.

https://youtube.com/watch?v=jroy79N7qTQ&si=j4TSUmquYDR4aPfx


 

16 Mayıs 2026 Cumartesi

Vatandaş Ödeyemediği Borcu Değil, Ödeyebileceği Borcu Öder!

TBMM’de kabul edilen ilk maddelerle kamu borçlarında 72 aya kadar taksitlendirme imkânı getirilmesi önemli bir adımdır.

Ancak gerçek anlamda sürdürülebilir bir çözüm için; vergi, SGK primi ve özellikle Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün kira/ecrimisil alacaklarının da kapsamlı, adil ve “ödenebilir” bir yapılandırma modeliyle ele alınması büyük önem taşımaktadır.

Esnaf, KOBİ ve üretici bugün yalnızca ana borçla değil; faiz, gecikme zammı ve fer’i alacak yüküyle de mücadele etmektedir.

Bu nedenle ihtiyaç duyulan şey yalnızca vade uzatımı değil;

✔️ Faiz yükünü azaltan,

✔️ Fer’i alacakları makul seviyeye çeken,

✔️ Ödeme kapasitesine göre esnek yapı sunan,

✔️ Vergi, SGK ve Vakıflar Genel Müdürlüğü alacaklarını birlikte kapsayan

kapsamlı bir kamu borcu yapılandırmasıdır.

Sosyal devlet anlayışı; vatandaşını üretimden, esnafı ticaretten, KOBİ’yi istihdamdan koparmayan çözümler üretmeyi gerektirir.

Çünkü vatandaş ödeyemediği borcu değil, ödeyebileceği borcu öder.

Kapsamlı, adil ve sürdürülebilir bir yapılandırma; hem vatandaşın nefes almasını sağlar hem de ekonominin yeniden canlanmasına katkı sunar.

#KamuBorçYapılandırması

#SosyalDevlet

#Esnaf

#KOBİ

#Vergi

#SGK

#VakıflarGenelMüdürlüğü

15 Mayıs 2026 Cuma

“Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru.” (Bakara, 2/201)


Emperyalist güçlerin desteğini arkasına alan İsrail’in Gazze’de mağdur ve mazlum Filistinlilere yönelik sürdürdüğü ağır saldırıların sona erdirilmesi, savaş hukukuna aykırı uygulamaların durması ve bölgede kalıcı barışın tesisine yönelik uluslararası aktörlerin sorumluluk alması için bu mübarek Cuma günü ellerimizi semaya açıp Rabbimize gönülden dua edelim:

“Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru.” (Bakara, 2/201)

Bu mübarek Cuma’nın hürmetine; başta Gazze, Sudan ve Doğu Türkistan olmak üzere dünyanın neresinde olursa olsun zulme uğrayan tüm mazlumların ferahlığa kavuşmasını, haksızlıkların sona ermesini, yeryüzünde adaletin, merhametin ve huzurun hâkim olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Cumanız mübarek olsun. Selam ve dua ile…


14 Mayıs 2026 Perşembe

14 Mayıs Eczacılık Günü Kutlu Olsun!

Başta Aydın Şehir Hastanesi eczacılarımız olmak üzere, ülkemizin dört bir yanında görev yapan tüm eczacılarımızın 14 Mayıs Eczacılık Günü’nü en içten dileklerimle kutluyorum.

Sağlık hizmetlerinin vazgeçilmez bir parçası olan siz değerli eczacılarımız; hastalarımızın tedavilerinin en güvenli ve etkili şekilde uygulanmasında, ilaç bilgilendirmesinde, hasta danışmanlığında ve ilaç yönetiminde üstlendiğiniz kritik görev ve sorumluluklarla her gün büyük bir özveriyle çalışmaktasınız. Özellikle pandemi sürecinde ve yoğun hastane ortamımızda gösterdiğiniz fedakârlık, mesleğinize ve insan sağlığına olan bağlılığınızın en güzel örneğidir.

Aydın Şehir Hastanesi olarak, eczane ekibimizin profesyonelliği, titizliği ve hasta odaklı yaklaşımıyla gurur duyuyor; emekleriniz ve sağlık sistemimize kattığınız değer için her birinize teşekkür ediyorum.

Sağlıklı, huzurlu ve başarılı nice yıllar dilerim.


13 Mayıs 2026 Çarşamba

Kamu Borçlarının Yeniden Yapılandırılması: Sosyal Devlet, Ödenebilir Borç ve Sürdürülebilir Ekonomi

 

Türkiye’de kamu borçları artık yalnızca mali bir mesele değil; ekonomik sürdürülebilirlik, sosyal adalet ve üretim kapasitesi açısından kritik bir yapısal sorun haline gelmiştir. Vergi, SGK primi, trafik/idari para cezaları ve çeşitli kamu alacaklarına ek olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün kira ve ecrimisil alacakları da özellikle esnaf ve küçük işletmeler üzerinde ciddi bir baskı oluşturmaktadır.

Yüksek enflasyon, finansmana erişim zorluğu ve daralan piyasa koşulları altında milyonlarca vatandaş ve işletme, yalnızca ana borçlarla değil; biriken faiz, gecikme zammı ve fer’i alacaklarla mücadele etmektedir. Bugün birçok borçlu için sorun artık “ödemek istememek” değil, “ödeyememek” noktasına gelmiştir.

Mayıs 2026’da TBMM gündemine gelen düzenleme teklifleri; taksit süresinin uzatılması ve teminatsız tecil limitlerinin artırılması gibi önemli kolaylıklar içermektedir. Ancak yalnızca vade uzatımına dayalı bir model, mevcut ekonomik gerçeklik karşısında yeterli değildir. Çünkü aylık gecikme zamları ve yüksek tecil faizleri, borç stokunu azaltmak yerine çoğu zaman büyütmektedir.

Özellikle Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün kira ve ecrimisil alacaklarının da kapsamlı bir yapılandırma paketine dahil edilmesi büyük önem taşımaktadır. Vakıf taşınmazlarında faaliyet gösteren birçok esnaf ve işletme, artan maliyetler ve tahsilat baskısı nedeniyle ayakta kalma mücadelesi vermektedir. Geçmiş yapılandırma kanunlarında Vakıflar alacaklarına ilişkin özel düzenlemeler yapılmış olması, bugün de benzer bir yaklaşımın mümkün olduğunu göstermektedir.

Gerçek anlamda etkili bir yapılandırma modeli; yalnızca borcu erteleyen değil, borcu “ödenebilir” hale getiren bir yaklaşım olmalıdır. Bu kapsamda:

• Gecikme zamları ve fer’i alacaklarda ciddi indirimler yapılmalı, 
• Belirli dönemlere ait faiz yüklerinin bir kısmı silinebilmeli, 
• Vergi, SGK, Vakıflar Genel Müdürlüğü kira/ecrimisil ve diğer tüm kamu alacakları tek çatı altında ele alınmalı, 
• Esnaf ve KOBİ’ler için ödeme kapasitesine göre esnek taksitlendirme modelleri oluşturulmalıdır.

Sosyal devlet anlayışı, yalnızca tahsilatı değil; üretimin, istihdamın ve ekonomik yaşamın devamlılığını da gözetmek zorundadır. Çünkü ekonomik gerçek açıktır: Vatandaş ödeyemediği borcu değil, ödeyebileceği borcu öder.

Geçmiş yapılandırma örnekleri göstermiştir ki kapsamlı ve gerçekçi düzenlemeler; tahsilatı artırmakta, kayıt dışılığı azaltmakta ve ekonomik hareketliliği yeniden canlandırmaktadır. Buna karşılık aşırı tahsilat baskısı; iflasları, işsizliği ve kamu gelirlerinde uzun vadeli daralmayı beraberinde getirebilmektedir.

Bu nedenle ihtiyaç duyulan şey; yalnızca geçici bir erteleme değil, sosyal devlet ilkesiyle şekillenen, kapsamlı, adil ve sürdürülebilir bir kamu borcu yapılandırmasıdır. Böyle bir yaklaşım yalnızca vatandaşın değil; kamunun, üretimin ve Türkiye ekonomisinin geleceği açısından da stratejik bir zorunluluktur.

12 Mayıs 2026 Salı

12 Mayıs Dünya Hemşireler Günü ve 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası Kutlu Olsun


Ülkemizin her köşesinde insan hayatına şefkatle dokunan; sağlık hizmetlerinin sunumunda özveri, sabır, gayret ve fedakârlıklarıyla vazgeçilmez bir yere sahip olan tüm değerli hemşirelerimizin 12 Mayıs Dünya Hemşireler Günü’nü ve 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası’nı yürekten kutluyorum.

Sağlıklı toplum ve sağlıklı bireyler için dünyanın en kutsal ve en zor mesleklerinden birini sabır, vicdan ve merhametle icra eden hemşirelerimiz; insanın ilk nefesinden son nefesine, mutluluğundan hüznüne, acısından sevincine kadar hayatın her anına şefkatle dokunmaktadır.

Mesleklerini büyük bir fedakârlık, özveri ve insan sevgisiyle yerine getiren; sağlık sektöründe emekleriyle büyük bir yere ve öneme sahip tüm hemşire arkadaşlarımıza sağlık, huzur, başarı ve afiyet diliyorum.

8 Mayıs 2026 Cuma

“Mümin aziz ve cömerttir. Fâcir ise saygısız ve cimridir.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 5.)


Dünyayı ve içindekileri yaratıp hizmetimize sunan Allah Teâlâ’dır. Yaratılışı en güzel şekilde yapan O’dur. İyiyi kötüden ayırt edebilecek izan ve şuuru bize veren, huzur ve mutluluğun yollarını gösteren kitaplar indiren, peygamberleri rehber kılan da O’dur. Öyleyse bizi Allah’a kul olmaktan alıkoyan; emrettiklerini yapmaya, yasaklarından kaçınmaya engel olan nedir?

Bugün ne yazık ki zıtlıkların en keskin hâlini yaşıyoruz: Bir yanda merhametle dünyayı imar etmeye çalışanlar, diğer yanda zulümle yeryüzünü karartanlar… Bir yanda karıncayı dahi incitmeyen zarafet, öte yanda kibirle yakıp yıkan bir hoyratlık… Kalbimiz, mazlumların ahı ve masumların gözyaşıyla bir yanıyla buruktur. Peygamber Efendimiz (s.a.s), hadis-i şeriflerinde bu ikilemi şöyle ifade etmektedir: “Mümin aziz ve cömerttir. Fâcir ise saygısız ve cimridir.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 5.)

İçinden geçtiğimiz süreçte, ABD ve İsrail kaynaklı son gelişmelerle bölgemizde tırmanan gerilimi üzüntüyle takip ediyoruz. Sağlanan ateşkesin korunmasını, diplomatik temasların sağlıklı şekilde ilerleyerek kalıcı barışa dönüşmesini ve daha büyük insani trajedilerin yaşanmamasını gönülden temenni ediyorum.

Cuma gününün faziletini ve icabet vaktini vesile ederek; başta Mescid-i Aksa ve Gazze olmak üzere Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Sudan’da ve dünyanın her yerinde mazlumların selamete ermesini, barışın ve adaletin hâkim olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Cumanız mübarek olsun. Selam ve dua ile…

3 Mayıs 2026 Pazar

3 Mayıs Türkçüler Bayramı / Türkçülük Günü Kutlu Olsun

3 Mayıs 1944, Türk milliyetçiliği tarihinin hafızasında önemli bir dönüm noktası olarak yerini almıştır. Hüseyin Nihal Atsız ile Sabahattin Ali arasında görülen dava sürecinde Ankara’da yaşanan hadiseler, dönemin siyasi atmosferi içinde Türkçü fikir hareketinin görünürlük kazandığı sembol günlerden biri olmuştur.

Bu süreç, daha sonra “Irkçılık-Turancılık Davası” olarak bilinen yargılamalara uzanmış; 23 ismin yargılandığı bu dava, Türk milliyetçiliği tarihinde derin izler bırakmıştır.

Ertesi yıl, 3 Mayıs 1945’te Tophane Askerî Cezaevi’nde bulunan Nihal Atsız, Alparslan Türkeş, Reha Oğuz Türkkan, Nejdet Sançar ve dava arkadaşlarının bu günü anmalarıyla 3 Mayıs; yalnızca bir tarih değil, fikir, inanç ve mücadele hafızasının sembolü hâline gelmiştir.

Bu isimlerden biri de Avukat İsmet Rasin Tümtürk’tür. Cenap Şahabettin’in oğlu olan Tümtürk; hukukçu kimliği, yayın faaliyetleri ve Türkçü fikir çevrelerindeki duruşuyla dönemin dikkat çeken şahsiyetlerinden biri olmuş; 1944 sürecinde Türkçü-Turancı çevrelerle birlikte anılarak milliyetçi fikir hayatının hafızasında müstesna bir yer edinmiştir.

Bu vesileyle; Türkçülük fikrine emek vermiş, bedel ödemiş, kalemiyle, sözüyle ve duruşuyla millî şuura katkı sunmuş başta rahmetli babamın kadim dostu merhum Avukat İsmet Rasin Tümtürk olmak üzere bütün fikir ve dava adamlarını rahmet, minnet ve saygıyla yâd ediyorum.

3 Mayıs; ortak tarih, kültür, millet bilinci ve bağımsızlık idealine gönül verenler için bir hatırlayış günüdür. Bu gün, geçmişi yüceltirken aynı zamanda bugünün sorumluluğunu da hatırlatır: Türk milletinin birliği, dirliği, ahlakı, adaleti ve istiklali için çalışmak.

Türk milletine, bağımsızlığa ve Türkçülük idealine gönül veren herkese selam olsun.

3 Mayıs Türkçüler Bayramı / Türkçülük Günü kutlu olsun.

 

1 Mayıs 2026 Cuma

“Nice az topluluklar, Allah’ın izniyle büyük bir güce galip gelmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 2:249)

Yüce Rabbimiz şöyle buyurur: “Nice az topluluklar, Allah’ın izniyle büyük bir güce galip gelmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 2:249)

İçinden geçtiğimiz süreçte, ABD ve İsrail kaynaklı son gelişmelerle bölgemizde tırmanan gerilimi üzüntüyle takip ediyorum. Sağlanan ateşkesin korunmasını, diplomatik temasların sağlıklı şekilde ilerleyerek kalıcı barışa dönüşmesine; yeniden çatışma döngüsüne dönülmemesini ve daha büyük insani trajedilerin yaşanmamasını gönülden temenni ediyorum.

Cuma gününün faziletini ve icabet vaktini vesile ederek; başta Mescid-i Aksa ve Gazze olmak üzere Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Sudan’da ve dünyanın her yerinde mazlumların selamete ermesini, barışın ve adaletin hâkim olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Cumanız mübarek olsun. Selam ve dua ile…

24 Nisan 2026 Cuma

“İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.” (Kudâî, Müsnedü’ş-şihâb, I, 365.)

 Bugün insanı insan yapan değerlerin zayıfladığı, merhamet ve adalet ihtiyacının her zamankinden daha fazla hissedildiği bir dönemden geçiyoruz. Bu gidişten kurtuluş; insanın özüne dönmesi, vahyin rehberliğine sarılması ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.s) güzel ahlakını hayatına taşımasıyla mümkündür.

 Yüce Rabbimiz, “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et” buyurur. (Nahl, 16/125) Bizler de hikmeti, güzel sözü, merhameti ve faydalı olmayı şiar edinmeliyiz. Zira Sevgili Peygamberimiz’in buyurduğu gibi: “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.” (Kudâî, Müsnedü’ş-şihâb, I, 365.)

 Bu mübarek Cuma’nın; kalplerimize hikmet, sözlerimize güzellik, işlerimize hayır ve bereket katmasını; başta Gazze, Sudan ve Doğu Türkistan olmak üzere dünyanın neresinde olursa olsun zulme uğrayan tüm mazlumlara ferahlık, yeryüzüne adalet, merhamet ve huzur getirmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

 Cuma’nız mübarek olsun.

23 Nisan 2026 Perşembe

Merhum Atalay Şahinoğlu’nu Vefatının Sene-i devriyesinde Rahmet ve Minnetle Yâd Ediyorum Kendisiyle aynı dönemde 14. Dönem İTO Meclis Üyeliği yapmış olmayı da ayrıca bir bahtiyarlık vesilesi olarak görüyorum. Ruhu şâd, kabri nur, mekânı cennet olsun.

İstanbul Ticaret Odası’nda 1982-1995 yılları arasında Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği, 1995-1999 yılları arasında Yönetim Kurulu Başkanlığı, 1999-2004 yılları arasında ise Meclis Başkanlığı görevlerinde bulunan; üstlendiği mühim vazifelerle derin izler bırakan, ülkemizin ekonomik açıdan zorlu dönemlerinde tecrübesiyle yol gösteren, İstanbul Ticaret Üniversitesi’nin kuruluşuna öncülük eden ve tarihî Ahi Çelebi Camii’nin yeniden ihyasında emeği bulunan merhum Atalay Şahinoğlu’nu vefatının sene-i devriyesinde rahmet ve minnetle yâd ediyorum.

Kendisiyle aynı dönemde 14. Dönem İTO Meclis Üyeliği yapmış olmayı da ayrıca bir bahtiyarlık vesilesi olarak görüyorum.

Ruhu şâd, kabri nur, mekânı cennet olsun.


#23Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun!

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin millî egemenlik ilkesini esas alarak 23 Nisan 1920’de açılışının 106’ncı yıl dönümünü ve çocuklarımıza armağan edilen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyorum.


Bu anlamlı gün vesilesiyle başta TBMM’nin ilk Başkanı, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm Millî Mücadele kahramanlarımızı rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyorum.


Ne yazık ki bugün dünyanın farklı coğrafyalarında çocuklar; savaşın, şiddetin, açlığın ve zorunlu göçün gölgesinde yaşam mücadelesi veriyor. Başta Gazze olmak üzere Doğu Türkistan, Sudan ve dünyanın çeşitli bölgelerinde zulüm altında kalan tüm çocukların barış, güven ve umut içinde büyüyebileceği bir geleceğe en kısa zamanda kavuşmasını temenni ediyorum.


23 Nisan’ın ülkemize, milletimize ve tüm çocuklara sağlık, huzur ve umut getirmesini diliyorum.


https://youtu.be/InTsmVmN7Pg?si=zMHeeW5PW8d_wcvt