Hukuk Devleti, Çalışma Hakkı ve Sosyal Devlet İlkesi Açısından Bir Değerlendirme
Dr. Akif AKÇA
Giriş
Bir kamu görevlisinin, özellikle de toplum
sağlığını korumakla görevli bir hekimin ağır bir hastalık geçirmesi durumunda
nasıl korunacağı, yalnızca personel yönetimine ilişkin teknik bir konu
değildir. Aynı zamanda hukuk devleti, sosyal devlet, çalışma hakkı ve insan
onurunun korunması bakımından değerlendirilmesi gereken önemli bir kamu
politikası meselesidir.
Son günlerde kamuoyuna yansıyan bir olayda,
beyin kanaması geçirerek yaklaşık altı ay sağlık kurulu raporu kullanan bir
aile hekiminin aile hekimliği sözleşmesinin feshedilmesi, sağlık camiasında ve
hukuk çevrelerinde geniş yankı uyandırmıştır.
Bu olay, kamu hizmetinin sürekliliği ile
kamu görevlilerinin sağlık ve çalışma hakları arasında nasıl bir denge
kurulması gerektiği sorusunu yeniden gündeme taşımaktadır.
Olayın Özeti
Kamuoyunda en fazla tartışılan husus ise,
ağır bir hastalık nedeniyle görev yapamayan bir hekimin sözleşmesinin sona
erdirilmesinin hukuki ve vicdani yönüdür.
Aile Hekimliği Sözleşmesinin Feshi Memuriyetin Sona Ermesi
Anlamına Gelmez
Kamuoyunda oluşan yanlış algılardan biri,
sözleşmenin feshedilmesinin devlet memurluğundan çıkarılma anlamına geldiği
yönündedir.
Oysa aile hekimliği, 5258 sayılı Aile
Hekimliği Kanunu kapsamında sözleşmeli olarak yürütülen özel bir görev
modelidir.
Dolayısıyla ilgili hekimin, Sağlık
Bakanlığınca uygun görülen başka bir kamu görevinde değerlendirilmesi
mümkündür.
Asıl Tartışılması Gereken Husus
Bu olayın merkezinde, sözleşmenin teknik
olarak sona ermesi değil; ağır bir hastalık geçiren bir kamu görevlisinin
tedavisini tamamladıktan sonra mesleki geleceğinin nasıl korunacağı sorusu
bulunmaktadır.
Beyin kanaması, kanser veya benzeri ağır
hastalıklar kişinin iradesi dışında gelişen sağlık sorunlarıdır. Böyle bir
süreçte uzun süreli tedavi görmek zorunda kalan bir sağlık çalışanının,
iyileştikten sonra görevine dönebilme imkânının bulunup bulunmaması sosyal
devlet anlayışı bakımından önem taşımaktadır.
Bu noktada kamu hizmetinin sürekliliği ile
çalışan haklarının dengeli biçimde korunması gerekmektedir.
Anayasal İlkeler Bakımından Değerlendirme
Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen sosyal
devlet ilkesi, 49. maddesinde güvence altına alınan çalışma hakkı ve 56.
maddesinde yer alan sağlık hakkı birlikte değerlendirildiğinde, kamu
personelinin ağır hastalık dönemlerinde korunmasına ilişkin düzenlemelerin
yalnızca hizmetin devamlılığı açısından değil, temel hak ve özgürlükler
yönünden de ele alınması gerektiği görülmektedir.
Bu çerçevede, ağır hastalık nedeniyle uzun
süre görev yapamayan personel hakkında uygulanan idari işlemlerin ölçülülük,
hakkaniyet ve kamu yararı ilkeleri bakımından da değerlendirilmesi önem arz
etmektedir.
Kamu Hizmetinin Sürekliliği ile Çalışan Hakları Arasındaki
Denge
Şüphesiz devletin sağlık hizmetini
kesintisiz sunma yükümlülüğü bulunmaktadır.
Ancak bu yükümlülüğün; ağır hastalık
geçiren personelin kazanılmış haklarının korunması, tedavisini tamamladıktan
sonra yeniden kamu hizmetine dönebilmesine imkân tanınması ve geçici sağlık
sorunlarının kalıcı mesleki mağduriyetlere dönüşmemesi ilkeleriyle birlikte
değerlendirilmesi, çağdaş kamu yönetimi anlayışının da bir gereğidir.
İyi işleyen bir kamu personel sistemi,
yalnızca hizmetin devamını değil, hizmeti sunan insan kaynağının korunmasını da
esas almalıdır.
Hukuki Süreç ve Olası Yargısal Değerlendirme
Konuya ilişkin olarak çeşitli meslek
örgütleri ve hukukçular tarafından ilgili düzenlemenin iptali, Anayasa'ya
aykırılık iddialarının ileri sürülmesi ve çalışma hakkı ile sosyal devlet
ilkesi yönünden yargısal denetime tabi tutulması gibi hukuki girişimlerin
gündeme gelebileceği ifade edilmektedir.
Bu nedenle, önümüzdeki dönemde idari
yargının vereceği kararlar yalnızca bu somut olay açısından değil, aile
hekimliği uygulamasının geleceği bakımından da emsal oluşturabilecek nitelikte
olabilir.
Sonuç
Ağır hastalık, bireyin kendi iradesiyle
seçtiği bir durum değildir.
Toplum sağlığı için fedakârca görev yapan
sağlık çalışanlarının, yaşamı tehdit eden hastalıklar nedeniyle tedavi görmek
zorunda kaldıkları dönemlerde, yalnızca sağlıklarını değil mesleki
geleceklerini de kaybetme endişesi yaşamamaları gerekir.
Elbette kamu hizmetinin sürekliliği
korunmalıdır. Ancak hukuk devleti, yalnızca hizmetin devamlılığını değil; o
hizmeti sunan insanın emeğini, onurunu ve temel haklarını da güvence altına
alabildiği ölçüde gerçek anlamına ulaşır.
Bu nedenle aile hekimliği sisteminde uzun
süreli hastalık izinlerine ilişkin düzenlemelerin; sosyal devlet ilkesi,
çalışma hakkı, ölçülülük, hakkaniyet ve insan onurunun korunması ekseninde
yeniden değerlendirilmesi, hem sağlık çalışanlarının motivasyonu hem de kamu
yönetimine duyulan güven açısından önem taşımaktadır.
Son Söz
“Bir
hukuk devletinin gücü, yalnızca kamu hizmetini kesintisiz sürdürebilmesinde
değil; o hizmeti sunan insanı en zor gününde de koruyabilmesinde ortaya çıkar.”
Anahtar Kelimeler
Aile Hekimliği, 5258 sayılı Kanun, Sağlık
Hukuku, Kamu Personeli, Çalışma Hakkı, Sosyal Devlet, Hukuk Devleti, İdare
Hukuku, Sağlık Politikaları, İnsan Hakları.
Not
Bu yazı, kamuoyuna yansıyan bilgiler ve
yürürlükteki mevzuat esas alınarak hazırlanmış hukuki ve idari bir
değerlendirme niteliğindedir. Somut olayın tüm hukuki ayrıntıları yargısal
süreç sonunda netleşeceğinden, yazıda yer verilen değerlendirmeler genel hukuki
ilkeler çerçevesinde ele alınmıştır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder