Bu Blogda Ara

5 Ocak 2026 Pazartesi

Nicolás Maduro: Direnişin, Kardeşliğin ve Filistin Duruşunun Hafızası

Nicolás Maduro, dünya siyasetinde tartışmalı bir figür olarak anılacak. Ancak onu destekleyen geniş bir çevre için Maduro, ABD emperyalizmine karşı boyun eğmeyen, Türkiye ile kardeşlik bağları kuran ve Filistin davasını en güçlü biçimde sahiplenen bir liderdi.

Hafızalara kazınan anlardan biri, 2018’de Caracas’ta rüzgârın yere düşürdüğü Türk bayrağını bizzat eğilip kaldırmasıdır. Bu jest, iki ülke arasındaki dostluğun sembolüne dönüştü. Siyasetin sert dili içinde, halkların hafızasında yer eden bu tür anlar, diplomasinin soğuk metinlerinden daha kalıcıdır.

Maduro’nun duruşu, selefi Chávez’in mirasını sürdürdü: yaptırımlara, darbe girişimlerine ve dış baskılara karşı geri adım atmamak. Bedeli ağır oldu; ekonomi çöktü, ülke büyük bir göç dalgası yaşadı. Buna rağmen, anti-emperyalist çevrelerde Maduro, “direnen lider” olarak anılmaya devam edecek.

Türkiye ile ilişkiler de bu çerçevede şekillendi. 2016 darbe girişimi sonrası Venezuela’nın ilk destek veren ülkelerden biri olması, ticaretin artması ve Ankara’nın uzun süre Maduro yönetimini meşru kabul etmesi, bu yakınlığın somut göstergeleriydi. Bu süreçte Recep Tayyip Erdoğan ile kurulan kişisel temaslar da belirleyici oldu.

Maduro’nun mirasının en güçlü başlığı ise Filistin’dir. İsrail’le ilişkileri kesen, Gazze’ye yardım gönderen ve Filistin’i “insanlığın en adil davası” olarak tanımlayan tutumu, onu Filistin dayanışmasının sembol isimlerinden biri hâline getirdi.

3 Ocak 2026’da ABD operasyonuyla yakalanması, dünyayı ikiye böldü. Kimileri bunu açık bir emperyalist müdahale olarak görüp Maduro’yu direniş sembolü ilan etti; kimileri ise otoriterlik ve ekonomik yıkım üzerinden eleştirilerini sürdürdü.

Tarih, Maduro’yu tek renkli yazmayacak. Ancak şu da unutulmayacak: Türkiye’ye gösterilen saygı, Filistin’e verilen açık destek ve boyun eğmeyen duruş, onun adını destekçileri için uzun süre ayakta tutacak.

https://youtu.be/LfIrrVk2CUg?si=aMXXlCjoN043vdXe

3 Ocak 2026 Cumartesi

Seçilmiş bir devlet başkanına askerî müdahale iddiası, hukukun değil gücün konuştuğu bir dünyaya işaret eder


Venezuela’da yaşanan son gelişmeler, uluslararası kamuoyunda ciddi kaygılara yol açmıştır. ABD tarafından gerçekleştirildiği açıklanan askerî operasyon kapsamında, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores’in ülke dışına çıkarıldığı iddiası; egemenlik, uluslararası hukuk ve bölgesel istikrar açısından son derece ağır sonuçlar doğurmaktadır.


Seçilmiş bir devlet başkanına yönelik askerî müdahale ve zorla ülke dışına çıkarma iddiası, Birleşmiş Milletler Şartı başta olmak üzere uluslararası hukukun temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Bu tür uygulamalar, küresel ölçekte tehlikeli emsaller oluşturmakta ve uluslararası hukuk düzenini zedelemektedir.


Venezuela yönetiminin uzun süredir Filistin davasına verdiği açık destek, yaşananların ideolojik ve jeopolitik arka planını güçlendiren unsurlardan biridir. Filistin’le dayanışmayı sembolik ve diplomatik düzeyde sürdüren bu yaklaşım, ABD ve İsrail politikalarına karşı geliştirilen anti-emperyalist dış politikanın bir parçası olarak bilinmektedir. Bu desteğin operasyonun resmî gerekçesi olduğuna dair doğrudan bir kanıt bulunmamakla birlikte, gelişmelerin bağlamı açısından göz ardı edilmemelidir.


Öte yandan, Venezuela’nın sahip olduğu büyük petrol rezervleri, krizin ekonomik ve stratejik boyutunu daha da önemli hâle getirmektedir. Olası bir rejim değişikliğinin, enerji piyasaları ve bölgesel dengeler üzerinde ciddi etkiler doğuracağı açıktır.


Yaşanan bu süreç, Latin Amerika’da siyasi kutuplaşmayı derinleştirme ve bölgesel istikrarsızlığı artırma riski taşımaktadır. Tüm tarafların; sivillerin korunmasına, uluslararası hukuka saygıya ve diplomatik çözüm yollarına öncelik vermesi büyük önem arz etmektedir.


2 Ocak 2026 Cuma

“Şüphesiz Allah, insanlara zerre kadar zulmetmez; fakat insanlar kendilerine zulmederler.” (Yûnus, 10/44)

Kur’ân-ı Kerîm’de Yüce Rabbimiz şöyle buyurur: “Şüphesiz Allah, insanlara zerre kadar zulmetmez; fakat insanlar kendilerine zulmederler.” (Yûnus, 10/44)


Bu ilahî beyan, bizleri hem bireysel hem de toplumsal sorumluluğa çağırır. Zulmü doğru yerde görmek ve mazlumun yanında durmak imanımızın bir gereğidir.


Bugün Sudan’da açlık ve savaşla, Gazze’de kuşatma ve bombardımanla, Doğu Türkistan’da ise sistematik baskılarla imtihan edilen milyonlarca mazlumun feryadı yüreklerimizi dağlamaktadır.


Bu mübarek Cuma’nın; zulmün sona ermesine, mazlumlara ferahlık, yeryüzüne barış ve adaletin hâkim olmasına vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.


Cuma’nız mübarek olsun.