
Ramazan Bayramı’nın bu yıl Mescid-i Aksa ve İslam dünyası açısından derin bir hüzün atmosferi içinde idrak edilmiş olması, yalnızca güncel bir güvenlik uygulaması bağlamında değil; ibadet özgürlüğü, kutsal mekânların korunması ve uluslararası hukuk ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmesi gereken çok boyutlu bir gelişmeye işaret etmektedir.
Mescid-i Aksa’nın uzun süreli biçimde ibadete kapalı tutulması, meselenin yalnızca fiziksel erişimle sınırlı olmadığını; aynı zamanda kolektif hafıza, dinî aidiyet ve İslam dünyasının ortak aidiyet şuuru bakımından da ciddi bir kırılmayı yansıttığını ortaya koymaktadır. Bayram namazının mabedin asli avlusu yerine çevre alanlarda ve kısıtlamalar altında eda edilmesi ise, Kudüs’ün taşıdığı sembolik ve manevî anlamı daha da görünür hâle getirmiştir.
Bu tablo, bir ibadet mekânına erişimin engellenmesinin ötesinde; kutsal değerlere ilişkin hassasiyetlerin ve ortak vicdanın ne ölçüde sınandığını gösteren önemli bir göstergedir. Buna rağmen, Mescid-i Aksa’ya yönelik aidiyetin, duanın ve hafızanın canlılığını koruduğu açıktır.
Temennimiz; Kudüs’ün, Mescid-i Aksa’nın ve Filistin’in barış, adalet ve hürriyet içinde olduğu; bayramların yeniden asli anlamına kavuştuğu günlere en kısa zamanda ulaşılmasıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder