Can Azerbaycan’a Kardeşlik, Vicdan ve Adalet Çağrısı
İki devlet, bir milletiz! Aynı tarihin, aynı medeniyetin, aynı sevinçlerin ve aynı acıların çocuklarıyız.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik, yalnızca diplomatik ilişkilerden ibaret değildir. Bu kardeşlik; Çanakkale'de, Kafkas İslam Ordusu'nun Bakü mücadelesinde, Hocalı'nın acısında ve Karabağ'ın kurtuluşunda birbirine kenetlenen gönüllerin kardeşliğidir.
Bizim için Azerbaycan, sınırlarımızın ötesindeki herhangi bir ülke değil; ortak tarihimizin, kültürümüzün, millî ve manevi değerlerimizin, aynı gönül coğrafyasının ayrılmaz bir parçasıdır.
İşte bu sebeple, son günlerde kardeş Azerbaycan'da okullarda başörtüsü kullanımına ilişkin yaşanan tartışmaları derin bir üzüntü ve hassasiyetle takip ediyoruz.
Bazı kız öğrencilerin başörtüleri nedeniyle okullara alınmadıklarına ilişkin basına ve sosyal medyaya yansıyan haberler, hepimizin üzerinde önemle düşünmesi gereken bir meseleyi gündeme taşımıştır.
Bir kız çocuğunun, inancı gereği başını örtmek istemesi nedeniyle eğitiminden mahrum kalması ihtimali dahi hepimizin vicdanında karşılık bulmalıdır.
Çünkü eğitim, devletlerin vatandaşlarına sunduğu bir lütuf değil; insan onuruyla doğrudan bağlantılı, vazgeçilmez bir temel haktır.
Hiçbir çocuk, inancı ile geleceği arasında tercihe zorlanmamalıdır.
LAİKLİK, İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNÜN KARŞITI OLMAMALIDIR!
21 Eylül 2026 tarihinde Azerbaycan Bakanlar Kurulu tarafından kabul edilen 309 sayılı kararla, devlet okullarında öğrenci kıyafetlerine ilişkin mevcut düzenlemede değişiklik yapılmıştır.
Kararda, belirlenen okul kıyafetinin bütünlüğünü bozan veya genel eğitimin laiklik ilkesine uygun olmayan ilave kıyafet unsurlarının kullanılmasına izin verilmeyeceği belirtilmektedir.
Düzenlemede başörtüsü açıkça yasaklanmamış olmakla birlikte, bazı okullarda başörtülü öğrencilerin eğitim kurumlarına alınmadıklarına ilişkin iddialar, kararın uygulama biçiminin ve doğurabileceği sonuçların titizlikle değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır.
Elbette her devletin eğitim sistemini düzenleme, okul kıyafetlerine ilişkin kurallar belirleme ve kamusal hizmetlerde belirli standartları gözetme yetkisi bulunmaktadır.
Ancak bu yetkinin kullanılması sırasında temel hak ve özgürlüklerin korunması, ölçülülük ve eşitlik ilkelerinin gözetilmesi de hukuk devletinin vazgeçilmez gereklerindendir.
Laiklik, insanların dinî inançlarını yok saymanın değil; farklı inançlara sahip olan veya herhangi bir inancı benimsemeyen bireylerin bir arada, eşit haklarla yaşayabilmesinin güvencelerinden biri olmalıdır.
Devletin tarafsızlığı, vatandaşın inançsızlaştırılması anlamına gelmez.
Başörtüsü takmak istemeyen bir genç kızın özgürlüğü ne kadar kıymetliyse, kendi iradesiyle başını örtmek isteyen bir genç kızın özgürlüğü de aynı derecede kıymetlidir.
Hiçbir çocuk başını örtmeye zorlanmamalı; hiçbir çocuk da inancının gereği olarak benimsediği kıyafet nedeniyle eğitim hayatından koparılmamalıdır.
Nitekim Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası'nın 42. maddesi eğitim hakkını, 48. maddesi ise vicdan özgürlüğünü güvence altına almaktadır.
Bu iki temel hak, birbirinin alternatifi değil; insan onurunu tamamlayan, birlikte korunması gereken değerlerdir.
Bir çocuğun inancına saygı göstermek, onun eğitim hakkından vazgeçmesini gerektirmemelidir.
BİR ÇOCUĞUN ELİNDEN KALEMİNİ, YÜREĞİNDEN UMUDUNU ALMAYIN!
Bir an için düşünelim...
Sabah erkenden uyanmış, okul çantasını hazırlamış, defterlerini ve kitaplarını özenle yerleştirmiş bir kız çocuğu...
Gözlerinde umut, yüreğinde heyecan var.
Hayalleri var.
Doktor olmak istiyor.
Öğretmen olmak istiyor.
Mühendis, bilim insanı, hukukçu olmak istiyor.
Ülkesine, milletine ve insanlığa hizmet etmek istiyor.
Fakat okul kapısında, başındaki örtü sebebiyle içeri alınmadığını düşünelim.
O kapı yalnızca bir öğrencinin yüzüne kapanmış olmaz; onun hayallerine, geleceğine ve eğitime duyduğu güvene de kapanmış olur.
Bir çocuğun gözyaşı, hangi ülkede dökülürse dökülsün, insanlığın ortak vicdanına seslenir.
Hele o çocuk, gönül bağlarımızın böylesine güçlü olduğu kardeş Azerbaycan'ın evladıysa, yaşadığı veya yaşayabileceği mağduriyet bizim için de derin bir hassasiyet taşır.
Unutmayalım ki bir milletin gerçek gücü, çocuklarının kıyafetlerini birbirine benzetebilmesinde değil; onların bilgi, bilim, ahlak ve erdemle yetişmesini sağlayabilmesindedir.
Geleceğin güçlü Azerbaycan'ını inşa edecek olanlar, bugün okul sıralarında eğitim görmesi gereken çocuklardır.
Onların elinden kalemini, yüreğinden umudunu, zihninden geleceğe dair hayallerini almaya hiç kimsenin hakkı olmamalıdır.
AZERBAYCAN'IN GÜCÜ, MİLLÎ VE MANEVİ DEĞERLERİYLE BİRLİKTE YÜKSELECEKTİR!
Karabağ uğruna hayatını feda eden şehitlerimizi, fedakârlığın ve cesaretin timsali gazilerimizi, onların muhterem ailelerini düşündüğümüzde, bu konunun taşıdığı insani ve vicdani sorumluluk daha da belirginleşmektedir.
Vatanını koruyanların evlatlarının da geleceğe güvenle hazırlanabilmesi, güçlü bir devlet olmanın temel göstergelerindendir.
Uğruna fedakârlık yapılan bir vatanın en kıymetli hazinesi, o vatanın çocuklarıdır.
Azerbaycan'ın bağımsızlığına, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne verdiğimiz destek ne kadar samimiyse, Azerbaycanlı kardeşlerimizin temel hak ve özgürlüklerine gösterdiğimiz hassasiyet de o kadar samimidir.
Bizim Azerbaycan sevgimiz, yalnızca onun topraklarına, bayrağına ve tarihine duyduğumuz bağlılıktan ibaret değildir.
Bu sevgi; Azerbaycan'ın insanına, ailelerine, çocuklarına, kültürüne, millî ve manevi değerlerine duyduğumuz muhabbeti de içinde barındırmaktadır.
Kardeşlik, yalnızca sevinçleri paylaşmak değil; gerektiğinde birbirimizin meselelerine sevgi, saygı, samimiyet ve sorumluluk duygusuyla dikkat çekebilmektir.
Bu mesele, Azerbaycan'ın egemenliğini tartışmaya açma veya kardeşliğimize gölge düşürme meselesi değildir.
Aksine, kardeşlik hukukunun gerektirdiği karşılıklı hassasiyetin, vicdani sorumluluğun ve insani dayanışmanın bir ifadesidir.
Çünkü söz konusu olan; bir çocuğun eğitim hakkı, bir ailenin vicdanı ve bir milletin geleceğidir.
SAYIN CUMHURBAŞKANI İLHAM ALİYEV'E SAMİMİ BİR ÇAĞRI
Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev'e, Türkiye'den kardeşlik, hürmet ve muhabbet duygularıyla seslenmek istiyorum.
Sayın Cumhurbaşkanı,
Karabağ'ın kurtuluşuyla Azerbaycan halkının tarihinde önemli bir dönüm noktasına hep birlikte şahit olduk.
Azerbaycan'ın bağımsızlığı, toprak bütünlüğü ve geleceği, Türkiye'deki kardeşleriniz için de her zaman büyük önem taşımaktadır.
Bugün ise kardeş Azerbaycan'da bazı kız çocuklarının başörtüsü nedeniyle eğitim hayatlarında engellerle karşılaştıklarına ilişkin iddialar, Türkiye'de de dikkatle ve hassasiyetle takip edilmektedir.
Sizlerden beklentimiz; söz konusu iddiaların ilgili makamlarca titizlikle araştırılması, varsa mağduriyetlerin gecikmeksizin giderilmesi ve hiçbir çocuğun inancı ile eğitimi arasında tercih yapmak zorunda bırakılmamasıdır.
Okul kıyafetlerine ilişkin düzenlemelerin uygulanmasında, öğrencilerin din ve vicdan özgürlüklerini koruyan; eğitim hakkını güvence altına alan, açık, hakkaniyetli ve ölçülü çözümlerin geliştirilmesi mümkündür.
Bu doğrultuda, özellikle başörtülü öğrencilerin eğitim kurumlarına erişiminin engellenip engellenmediğinin araştırılması, uygulamadaki belirsizliklerin giderilmesi ve bütün okullarda temel hakları gözeten ortak bir yaklaşım benimsenmesi büyük önem taşımaktadır.
Hiçbir kız çocuğunun başındaki örtü, elindeki kitaba; hiçbir öğrencinin inancı, eğitimine ve geleceğine engel olmamalıdır.
Bu konuda göstereceğiniz hassasiyetin, Azerbaycan toplumunda huzurun, karşılıklı güvenin, adalet duygusunun ve millî birlik anlayışının güçlenmesine katkı sağlayacağına inanıyorum.
Böylesine önemli bir meselenin, devletin şefkatini ve adaletini esas alan bir yaklaşımla çözüme kavuşturulmasını içtenlikle temenni ediyorum.
KARDEŞLİĞİMİZİN TEMELİNDE ADALET, MERHAMET VE VİCDAN OLMALIDIR!
Türkiye, geçmişte başörtüsü nedeniyle eğitim hakkının sınırlandırılmasına ilişkin tartışmaların, yaşanan mağduriyetlerin ve bunların toplumsal hayatta bıraktığı derin izlerin şahidi olmuş bir ülkedir.
Eğitim kurumlarının kapılarında yaşanan acıları, gençlerin hayallerinin yarım kalmasını, ailelerin üzüntülerini ve yıllarca süren hak arayışlarını toplumsal hafızamızda hâlâ taşıyoruz.
Bu tecrübeler bize önemli bir hakikati öğretmiştir:
Din ve vicdan özgürlüğü ile eğitim hakkı, birbirinin karşısına çıkarılmamalıdır.
İnsanların inançları ve hayat tercihleri farklı olabilir. Ancak bu farklılıklar, toplumsal huzurun önünde bir engel değil; karşılıklı saygı ve hukuk güvencesi içerisinde birlikte yaşama kültürünün bir parçası olmalıdır.
Bugün kardeş Azerbaycan'da da aynı hassasiyetin gözetilmesini, çocukların eğitim hayatını olumsuz etkileyebilecek uygulamaların yeniden değerlendirilmesini temenni ediyoruz.
Unutmayalım:
Bir devletin büyüklüğü yalnızca ordusunun gücüyle, ekonomik imkânlarıyla veya topraklarının genişliğiyle ölçülmez.
O devletin gerçek büyüklüğü; çocuklarına sunduğu eğitim imkânlarıyla, vatandaşlarının onurunu korumasıyla, adaleti yaşatmasıyla ve temel hak ve özgürlüklere gösterdiği saygıyla da ölçülür.
Güçlü devlet, vatandaşının inancından korkan değil; onun hakkını ve hukukunu güvence altına alan devlettir.
Güçlü toplum, farklılıkları çatışma sebebi hâline getiren değil; ortak değerler etrafında karşılıklı saygıyla yaşayabilen toplumdur.
Bizim arzumuz; güçlü, bağımsız ve müreffeh Azerbaycan'ın, aynı zamanda bütün evlatlarının kendilerini eşit, güvende, huzurlu ve özgür hissettikleri bir ülke olarak yükselmesidir.
Türkiye ile Azerbaycan'ın kardeşliği, tarih boyunca nice zorlukları aşmış köklü bir gönül bağıdır.
Bu kardeşliğin geleceği de ortak tarihimiz kadar adalete, merhamete, insan onuruna ve birbirimizin hukukuna göstereceğimiz saygıya bağlıdır.
Ve son sözümüz, bütün samimiyetimizle şudur:
Bir kız çocuğunun başındaki örtü, elindeki kitaba engel olmasın!
Hiçbir çocuğun okul kapısı, vicdanının ve inancının önünde kapanmasın!
Hiçbir evladımız, inancı ile geleceği arasında tercih yapmak zorunda bırakılmasın!
Çünkü çocukların geleceğini korumak, milletlerin geleceğini korumaktır.
İki devlet, bir millet; ortak tarih, ortak vicdan, ortak gelecek!
Yaşasın Türkiye–Azerbaycan kardeşliği!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder