Yüce Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurmaktadır:
“Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu Mescid-i Harâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah’ın şanı yücedir.” (İsrâ, 17/1)
Kudüs ve Mescid-i Aksâ; yalnızca bir şehir ve bir mabet değil, peygamberlerin hatırasını taşıyan, üç semavî din için büyük önem arz eden ve asırlardır insanlığın ortak hafızasında yer alan mukaddes bir emanettir.
Tarihimizde bu emanete sahip çıkma iradesinin dikkat çekici örneklerinden biri de Sultan II. Abdülhamid döneminde görülmüştür. Theodor Herzl öncülüğündeki Siyonist hareketin Filistin’de bir Yahudi yurdu kurulmasına yönelik girişimleri karşısında Osmanlı yönetimi, Filistin’in siyasî statüsünü koruyan bir politika izlemiş; II. Abdülhamid bu yöndeki talepleri kabul etmemiştir.
Tarih bize hatırlatmaktadır ki vatan yalnızca üzerinde yaşadığımız toprak değil; geçmişten devraldığımız ve gelecek nesillere karşı sorumluluğunu taşıdığımız bir emanettir. Kudüs ise bu emanet şuurunun, adaletin ve birlikte yaşama idealinin en güçlü sembollerinden biridir.
Bugün bize düşen; geçmişin hatırasını yaşatırken adaletten ayrılmamak, hiçbir insanın canını, inancını ve haysiyetini değersiz görmemek; kimden gelirse gelsin zulmün karşısında, kim olursa olsun mazlumun yanında durmaktır.
Bu mübarek Cuma’nın; Mescid-i Aksâ’nın ve Kudüs’ün huzura kavuşmasına, Gazze ve Filistin’de akan kan ve gözyaşının dinmesine; başta Gazze, Sudan, Doğu Türkistan ve Hindistan olmak üzere dünyanın neresinde olursa olsun zulme uğrayan bütün mazlumların hak ve hürriyetlerine kavuşmasına vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.
Rabbim bizlere emanete sadakat göstermeyi, hakkı ve adaleti gözetmeyi; zulme karşı merhameti, haksızlığa karşı hakkaniyeti hâkim kılmayı nasip eylesin.
Cuma’nız mübarek olsun.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder