Bu Blogda Ara

18 Ocak 2026 Pazar

Çocuklar Suça Değil, Biz Sessizliğe Sürükleniyoruz

 

Bir ülkenin geleceği, çocuklarının nasıl yaşadığıyla ölçülür. Bugün Türkiye’de çocuklarla ilgili yayımlanan istatistikler, sadece rakamlardan ibaret değil; aynı zamanda toplumsal bir alarm zili niteliği taşıyor.

2024 yılında suça sürüklenen çocuk sayısı 202 binin üzerine çıktı. Bu, bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 13’lük ciddi bir artış demek. Ancak asıl sarsıcı olan, bu çocuklara isnat edilen suçların niteliği.

İlk sırada ne var biliyor musunuz?
Yaralama. Oranı yüzde 40’ı aşıyor.

Yani çocukların en çok karıştığı suç, fiziksel şiddet. Bu tabloyu “çocuklar suç işliyor” kolaycılığıyla geçiştirmek, hem gerçekleri ıskalamak hem de sorumluluktan kaçmaktır. Çünkü çocuk, suçu icat eden değil; çoğu zaman suçun içine itilen taraftır.

Hırsızlık, uyuşturucu, tehdit… Bunların hiçbiri tesadüf değil. Bu suçların arka planında yoksulluk, eğitimden kopuş, aile içi çözülme, sokak ve dijital alanlarda denetimsizlik var. Ve evet, giderek daha görünür hâle gelen çeteleşme ve sosyal medya üzerinden yönlendirme gerçeği var.

Bugün çocuklar; yetişkinlerin kurduğu karanlık düzenlerde, kimi zaman “kalkan”, kimi zaman “maşa”, kimi zaman da “harcanabilir unsur” olarak kullanılıyor. Üstelik çoğu, bunun suç olduğunun dahi farkında olmadan.

Bir başka çarpıcı veri daha var:
2024’te güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocuklarla ilgili toplam olay sayısı 600 bini geçti. Bunun içinde mağdur çocuklar da bulunuyor. Yani mesele sadece “suça sürüklenen çocuk” değil; aynı zamanda şiddetin tam ortasında kalan çocuk meselesi.

Burada durup kendimize şu soruyu sormak zorundayız:
Biz bu çocukları ne zaman kaybettik?

Okuldan kopan, sokakta büyüyen, dijital dünyada başıboş bırakılan çocukların, bir süre sonra şiddeti “dil”, saldırganlığı “çözüm”, suçu “hayatta kalma yolu” olarak görmesi şaşırtıcı mı?

Bu tablo, daha sert cezalarla değil; daha güçlü sosyal politikalarla değişir.
Erken yaşta risk tespitiyle, okulla yeniden bağ kurdurarak, aileyi güçlendirerek, mahalleyi ve dijital alanı denetleyerek…

Aksi hâlde her yeni istatistik, bir öncekinin üzerine eklenen yeni bir utanç belgesi olmaktan öteye geçmeyecek.

Çocuklar suça sürüklenmiyor yalnızca.
Biz, toplum olarak çocukları koruma sorumluluğundan uzaklaşıyoruz.

Ve bu sessizlik, en az rakamlar kadar tehlikeli.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder